Üç direksiyonda Üç kadının ortak mücadelesi
“Mutlulukla kapınızda!” diyor sipariş reklamları. Oysa siparişlerin ardında motokuryelerin görünmeyen emeği yer alıyor. Bu haber, üç kadın kuryenin hikâyesi üzerinden sektörün gerçeklerine ışık tutuyor: Tehlikeli çalışma koşulları, güvencesizlik ve sürekli ‘sıkıştırılma’ tehdidiyle erkek egemen trafikte var olma mücadelesi… Dışarıda uzun mesai saatleri yetmezmiş gibi evde bakım emeği yükü var.
Özellikle pandemi sonrası “online” alışveriş yapma trendi daha da yaygınlaşınca son yıllarda sokaklarda vızır vızır dolaşan motokuryeleri daha fazla görmeye başladık. Ünlü isimlerle bolca reklamı yapılan sipariş siteleri ve uygulamaları da devasa bir pazara dönüşmüş durumda.
Şirketlerin “Evinizden çıkmadan, 10 dakikada kapınızda!” gibi süslü vaatlerini karşılamak için hep daha fazla rekabete zorlanan ve lojistik zincirinin en görünmeyen halkasında yer alan motokuryeler için tüketicilere pazarlanan bu ‘konfor’dan geriye kalan tek şey sömürü. Kurye Hakları Derneği’nin 2025 yılı raporuna göre, Türkiye’de geçen yıl en az 44 motokurye çalışırken hayatını kaybetti. Ölümlerin temel nedenleri arasında güvencesiz çalışma, hız baskısı, yetersiz denetim ve tehlikeli çalışma koşulları öne çıktı.
Bu zorlu çalışma koşullarını Kadın İşçi için motokurye kadınlardan dinledik. İlkcan, Özlem ve Dolunay… Üç kadının kuryelikte kesişen yolları birbirinden çok farklı yaşam hikayeleriyle başlarken güvencesiz, sağlıksız ve çok erkek egemen bir sektörde kadın olarak çalışmanın getirdiği benzer zorluklar karşısında adeta farklı cephelerde örülen ortak bir emek mücadelesine uzanıyor.

Fotoğraflar: Eylül Deniz Yaşar
“Esnaf kuryelik modeli kölelik modeli”
Gece mesaisinde çalışan İlkcan’ı ilk servisine başlamadan önce akşam beş saatlerinde yakaladığımda motorunu bir otoparka çektikten sonra çekim yapmaya başladık. Ancak güvenlik görevlileri iki kadının kamusal alanda çekim yapmasını bir “güvenlik” sorunu olarak gördükleri için çekimimize müdahale etti. Tüm bu engellemelere karşın altımızda motor, İlkcan ile kendimizi röportaj için bir parka attığımızda akşam saatlerinde çalışan bir kadın kurye olarak yaşadığı sorunları anlatmaya başlıyor:
“Ben gece çalışıyorum. Kimin ne çıkacağı belli olmuyor. Alkol alanı, madde kullananıyla karşılaşabiliyoruz. Bazen çok güzel insanlarla da karşılaşıyoruz tabii. Ama can sağlığımız, güvenliğimiz ne kadar var, orası tartışılır. Ben çok mahalle aralarına girmeyi tercih etmiyorum o yüzden.”
İletişim Fakültesi mezunu olan Dolunay Tetik ise “biraz zorunda kaldığı, biraz da motor tutkusu” nedeniyle son bir yıldır motokuryeliğe başlamış. Dolunay’ın “boş” olduğu bir güne denk getiriyoruz röportajımızı, Esenyurt’ta birer çay içerken başlıyor hikayesini anlatmaya:
“Küçük yaşlardan beri motor kullanıyorum. Kendi işimi kendim hallettiğim, çalışma zamanımı kendim belirlediğim bir iş arıyordum. Altımda da motor olduğu için kuryeliğe başladım. Severek yapıyorum bu işi. Ama tabii zorlukları da var. Esnaf kuryelik modeli bence kölelik modeli. Tüm masraflar bizim cebimizden çıkıyor; vergisi, ekipmanı, motosikletin bakımları düştükten sonra elimize geçen paradan bize kalan çok az.”

Eylül Deniz Yaşar
‘Özgür Motorcu Kadın’ın kuryelik yolculuğu
Bir paket teslimi sonunda yakaladığım ve diğer sipariş gelmeden önceki arada bir ‘otoparkta’ bana zaman ayıran Özlem Boz, uzun süredir sosyal medyadan takip ettiğim bir kadın. Kendisini “Özgür Motorcu Kadın” ismiyle kullandığı Instagram ve Youtube kanalından takip ederseniz “kurumsal kariyerini” bırakıp kuryeliğe başladıktan sonra yaşadığı günlük maceraları, olumlu ve olumsuz deneyimlerini doğrudan kendi anlatımlarıyla öğrenme ve onu destekleme imkânı bulabilirsiniz.
“Ben kurumsal pazarlama uzmanıyım. Ama herkes gibi işimin değerinde bir para kazanamıyorum. Olumsuz bir iş görüşmesinden sonra ‘Artık kuryelik yapacağım’ dedim. Yani kendi paramı kendim kazanmaya karar verdim. Eski çalıştığım bazı firmalar şimdi bana dönüş yapıyorlar, ‘Özlem Hanım çok enteresan bir geçiş olmuş’ diye. Önemli olan şey ekmeğimizi kazanmak. Gerisi önemli değil. Gerisi etiket.”
Etiketler, titriler, unvanlar…. Bu konuyu biraz daha açıyoruz Özlem’le, çünkü kapitalizm emekçilerin emeğinin değerini böylesi ‘etiketler’ üzerinden ölçme eğiliminde ve Özlem “üç farklı kimliği” üzerinden bu ayrımı çok net şekilde deneyimliyor:
“İş hayatında ben Özlem Hanım’ım. İnsanlar bana ‘Özlem Hanım’ olarak saygı duyuyorlar. Konuşmalarsa ‘Özlem Hanım nasılsınız’dan ileri gitmiyor. Sosyal medyada özgür motorcu kadınım. İnsanlar hayranlıkla izliyorlar, takip ediyorlar, benimle iletişim kurmak istiyorlar. Güzel, tamam. Ama aynı Özlem ‘kurye’ olarak gittiği zaman… Mesele Nişantaşı’nda bir olay yaşadım, ‘Siz dışarıda bekleyin’ dediler bana. Dışarı çıktım, kafamı önüme eğdim, üzüldüm dedim ya, üzüldüm yani. Aynı Özlem’im ben, sadece insanların davranışları farklı. Bundan ben sorumlu değilim. Bana Özlem Hanım diyen insanların saygı duyduğu, takipçilerimin hayran olduğu ya da kurye olarak karşılarına çıktığımda insanların kötü davrandığı kişi de ben değilim, aslında herkes kendi algısını bana yansıtıyor. Aynı kişiye üç farklı şekilde davranmalarını böyle açıklıyorum.”

Dolunay: “Sözlü tacizler yaşadım”
Kadınların iş yeri neresi olursa olsun ‘taciz’ ne yazık ki üzerine az konuşulan, ama çok yaygın bir durum. Dolunay’ın da bu konuda söyleyecekleri var:
“Taciz oluyor. İnsanlar kadın kurye gördüğü zaman, özellikle sitelerde, oluyor. Adı çıkmış siteler var. Daha ıssız yerlerde, daha sanayi bölgesinde olan yerlerde yaşanabiliyor bu olaylar. Tacize varacak cümleler oluyor, sözlü tacizler yaşadım yani. Kendi adıma fiziksel bir şey yaşamadım, yaşayan bir arkadaşım bildiğim kadarıyla yok, ama illa ki vardır, maalesef çok olası bir durum. Mesela 22:00’da paket götürüyorsun, gece 12’de paket götürüyorsun… Hani toplumda ‘Bak gece de çalışıyor, demek ki rahat’ gibi bir izlenim kuranlar var. Aslında bu bizimle ilgili bir durum değil, insanların kendi kafasında kurduğu bir imaj var, o imaja seni yerleştiriyor. Halbuki benim gecenin 12’sinde ne işim var motorun tepesinde? Demek ki bir hayat mücadelesinin içindeyim. Aslında böyle bakılması lazım.”
İlkcan: “12 saat çalışmazsam elimde para kalmıyor”
“Ev kiram var. Hayat çok pahalı. Şu an bir kahve içmeye bile para vermeye çekiniyorum” sözleriyle ne kadar zor geçindiğini anlatan İlkcan, insanca yaşayabilecek bir gelir elde etmek için “günde 12 saate varan” bir mesai yapmak zorunda.
“Normal bir insan gibi günde sekiz saat çalışırsam benim elime para geçmiyor” diyen İlkcan uzun, çok uzun saatler çalışmak zorunda kalabiliyor:
“Maksimum 16-17 saat çalıştığım oldu. Bir kere iki günde toplam 40 saat mesai yapmışlığım oldu, ilk başladığımda işsizlikten dolayı. Piyasada bahsedilen yüksek rakamlar inanın ki bize kalmıyor. Zaten kendi Bağkur’unu kendin yapıyorsun. Kendi motorunu kullanıyorsan ağır bakımların var, lastiklerin var. Gider bitmiyor. Benzin her gün zamlanıyor. Dışarıda yiyeceğin içeceğin oluyor. Özellikle az saat çalışırsanız cebinizde hiç para kalmıyor. Ben bugün tek başıma yaşayan biri olarak 12 saat çalışmazsam benim elime hiçbir şey kalmıyor.”
“Ayrımcılık ve önyargılar” ile mücadele ediyorlar
“Kadınların yükselen oranda motorlu taşıt kullandığını” ve bundan dolayı mutlu olduğunu anlatan Dolunay’a bu durumun sektördeki “erkek egemen algıları” kırıp kırmadığını sorduğumda Dolunay şöyle yanıtlıyor:
“Maalesef. Hala biz ‘Kadın bu işi yapar mı? Ne işin var kuryelikle?’ Gibi sorularla karşı karşıya kalıyoruz. Toplum henüz buna adapte olabilmiş değil. Önce bu kalıbı kırmak lazım. Ama bir türlü yıkılmıyor, hep bir önyargı mevcut, özellikle trafikte. Erkekler trafikte çoğunlukta, bu bir gerçek. Motor üzerinde daha fazla erkek görüyorsunuz baktığınızda. Trafikte çok fazla ayrımcılığa maruz kalıyoruz kadın olarak. Kışın motor üzerinde erkek ya da kadın olduğumuz pek belli olmuyor. Örneğin saçı uzun olan kadın bile üzerine yağmurluk vesaire girdiği için kapanıyor. Bol giyiniyoruz motorun üzerinde. Ama yazın kadın olduğumuz daha çok anlaşılıyor. Senin kadın olduğunu anladığında bir değişik hallere giriyor insanlar. Trafikte sıkıştırayım, yanında durayım moduna girenler var. Durup konuşmaya çalışanlar var… Hepimiz insanız, hatalı bir hareket yapabiliyoruz trafikte. En ufak hatamızda arabayı üzerimize sürenler var. Kadın olduğunu anladığında biraz daha bu hareketler artış gösteriyor.”
Peki “Benim saçım kısa olduğu için kask varken dışarıdan kadın kurye olduğum çok anlaşılmıyor” diyen İlkcan “kaskını çıkardığında” karşısında kadın bir motokurye gören insanlarla ne gibi diyaloglar yaşıyor?
“En çok aldığım tepki kaskın içindeyken bana ‘abi’ denmesi kaskı çıkarınca ‘Pardon abla’ diyorlar. Alışık değiliz çünkü toplum olarak. Gerçekten çok şaşıranlar var. Müşteri bakımından çok memnuniyetle karşılaşıyorum, kadınlar ve özellikle tesettürlü kadınlar bizimle karşılaşınca çok memnun oluyor. Teyzelerimizden çok dua alıyorum, ‘tekerine taş değmesin kızım’ diye. Bu çok gurur verici bir şey. İşletmelerde de bir algı vardı, onu kırmaya başladık hep beraber kadınlar olarak; işte ‘Kadınlar beceremez, soğuk havaya dayanamaz’ gibi algılar…” Tabii ki biz kadın kuryeler olarak bu önyargıları kırıyoruz. Kadın motorkuryelerle çalışan işletmeler bizimle çalıştıktan sonra görüyorlar ki diğer kuryelere bin basıyoruz!”

Trafikte sorun bitmiyor: “Kaza destek ekibi şart”
İlkcan kuryeliğe ilk başladığından bu yana “trafikte” pek çok sorun yaşıyor:
“Trafikte çok sıkıntı çekiyoruz. Hız limitlerine uymayanlar, alkolle araç kullananlar oluyor. Makas nedeniyle bir arkadaşımızı kaybettik. Sıkıştıranlar oluyor. İlk motor kullanmaya başladığım yıllarda acemi görüp sıkıştıranlar çoktu. Yollar zaten çukur dolu, motorların jantı mı yamulmuyor, kuryeler yere düşüp kafasını mı vurmuyor… Her türlü sorunu yaşıyoruz. Ben hiç kaza yaşamadım, güvenli sürüş eğitimlerini çokça dinledim. Hız yapacaksam bile ‘Paket canımdan önemli değil’ diyorum ve gözümün kestirmediği araya girmiyorum. Eğer ki bir gün bir sürücünün mağduru olursam o zaman da ne yapacağımı bilmiyorum çünkü güvenliğimiz için alınan hiçbir tedbir yok.”
Özlem ise uzun yıllardır hobi olarak motosiklet kullanan bir kadın olarak “keyif için” motor kullanmakla “iş ve ekmek” için motor kullanmanın çok farklı şeyler olduğunu yaşayarak öğreniyor:
“Zevkli bir şekilde motor sürmekle kuryeliğin hiçbir alakası yok. Çünkü bir işi yetiştirmek için stres yaşıyorsunuz, zamanında teslim etmek için stres yaşıyorsunuz ve o bir kaos oluyor sizin için. Motosiklet kullanmak bu demek değil, hele ki İstanbul trafiğinde. Kuryelikte ilk gün çok zorlandım. İşimi düzgün yapmak için çok strese giriyorum, paketleri yetiştirmek için.”
Sürekli iki teker üzerinde, ciddi risk altında çalışan kuryelerin kaza geçirdiklerinde onlara destek olan bir “güvenlik ekibi” bile olmadığına dikkat çeken Dolunay’a göre tüm kuryeler için bir “kaza destek ekibi” şart. Ayrıca kuryelerin kullandığı uygulamalar üzerinde “acil durum butonu” uygulaması gibi pratik ve uygulanabilir çözüm önerileri de var:
“Bu meslek çok tehlikeli bir meslek, zaten riskli meslek grubu içinde yer alıyor. Ama buna rağmen alınan önlemler, getirilen belgeler yeterli mi? Maalesef hayır. Örneğin bizim bir uygulamamız var, siparişlerin düştüğü. Diyelim ben bir yere giriyorum, ıssız bir sokak, elektrik yok, bina metruk, binada sadece bir hanenin ışığı yanıyor, dolayısıyla ben oraya girmekte tereddüt yaşıyorum. Bu uygulama üzerinde bir buton olmalı, KADES gibi, bu butona bastığımda ‘Bu nokta riskli’ diye bir bildirim yapabilmeliyim. O an yaşadığım bir sorunu çat diye bildirme şansım olsa bu çok güzel bir güvence önlemi olur. Ama örneğin sipariş uygulamamızda böyle bir buton, böyle bir özellik yok.”

Eylül Deniz Yaşar
Yemeksepeti direnişindeki talepler güncel: “Can güvenliğimiz yok”
Dolunay sektördeki işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunları konusunda aktif mücadele eden bir kadın aynı zamanda. Yemeksepeti çalışanları eylemlerine “arkadaşı Göksal Ekinci ile birlikte öncülük ettiğini” anlatan Dolunay’a göre motorkuryelerin sağlıkları ve iş güvenlikleri konusunda atılması gereken çok fazla adım var:
“Biz daha önce Yemeksepeti çalışanları olarak eylem yaptığımızda öne çıkardığımız talepler bugün de geçerli. Biz zaten bir güvence altında değiliz, o dönemde bunun için eylem yapmıştık. Ben çocukluğumdan beri motor kullanıyorum ama kuryelik yaptığımda anladım ki ben hala tam kullanmıyormuşum. Bunu bu meslekle anladım. Kuryelik bana trafikte başka bir pencere açtı, başka bir sürüş güvenliği bilinci aşıladı. Yani bu meslekte can güvenliğin yok, sürekli motor üzerindesin, trafikte sen de kaza yapabilirsin, sen istediğin kadar iyi bir şoför ol, bir başkası da kazaya sebebiyet verebilir.”
“Bizim güvenliğimizin sağlanabilmesi için sistemin en baştan düzeltilmesi gerekiyor” diyen Dolunay şöyle ekliyor:
“Aslında sistemi düzeltmeye başlamak için atılacak küçük adımlar var. İşte kadın ya da erkek ayırt etmeksizin söylüyorum, tüm kuryeler için ‘güvenlik butonu’ uygulamasından, kaza destek ekibine, güvenli sürüş eğitimlerinden yolların daha güvenli sürüşe göre düzeltilmesine kadar. Eylem yaptığımız dönemde bunları yapmayı tercih etmediler, çok basit somut isteklerimiz hayata geçmedi ne yazık ki ve hala aynı şekilde devam ediyor maalesef.”

Eylül Deniz Yaşar
Hem kurye hem anne olarak Özlem’in 24 saati
“Gittiğim yerlerde motosiklet büyük CC’li olduğu için kurye olduğuma inanmıyordu” diyen Özlem (Motosiklet jargonunda “CC” motorun silindir hacmini, yani gücünü ifade ediyor) kuryelik yolculuğuna devam etmeye kararlı.
Sektörde kendisine yer açmak için yeni girişimlerde bulunan Özlem şirketini kurmayı da başardı, şirketin adı da ‘Ana Kurye’. Bir çocuk annesi olan Özlem için ‘Ana’ kelimesi çok şey ifade ediyor: “Ana, çünkü ben bir anneyim. Ana, çünkü ana temeldir, ana üretendir, her şeyin temel taşıdır.”
Çocuğunu tek başına büyüten bir kadın olarak evdeki ‘bakım emeğini’ de merak ederek bir “24 saatini nasıl geçirdiğini” sorduğum Özlem o koşuşturmacayı şöyle özetliyor:
“Her şeyi ben yapıyorum. Sabah kalkıyorum yedi buçukta, çocuğumun kahvaltısını hazırlıyorum, onu okula gönderiyorum. Sonra kendim hazırlanıyorum, çıkıyorum. Eve geldiğinde ayrı yemek yapmış olmam lazım. Onu da sabahtan ya da bir gün öncesinden akşamdan hazırlıyorum. Akşam eve koştur koştur gidiyorum. O da antrenmandan çıktığı için tekrar acıkmış oluyor. Tekrar bir yemek telaşı başlıyor. Bu şekilde günler birbirini kovalıyor. Filizlenmiş çiçekler açan şahane gösterişli bir ağaç gibi görüyorum oğlumu, gözümün önünde büyüyor. Onun için her şeyi yapıyorum. Benim de tek hayalim Kuzey’in yarın milli formayı giyip voleybolda ülkemizi temsil etmesi.”
İlkcan: “Gece sipariş verirken iki kere düşünün”
İşçi sağlığı ve iş güvenliğiyle alakalı sorunlarını dile getiren İlkcan şöyle ekliyor:
“Bir kaç defa korktuğum oldu. Issız sokaklar çok fazla, bir uygulama olursa kuryenin konumunu anlık gösteren, bu bizim güvenliğimizi daha fazla sağlar. Bu da işletmeyle kurye arasında olabilir”
İlkcan’ın toplumu ilgilendiren bir talebi de var, belki sizler de “sipariş” verirken onun bu sözlerini hatırlarsınız:
“Çok yeni inşaat alanlarına ya da ıssız bölgelere sipariş verirken, özellikle gece saatinde sipariş verirken, lütfen iki defa düşünün. Çünkü oralara giriyoruz, yerler çamur, herhangi bir asfalt yok. Çukur mu değil mi göremiyorsunuz o karanlıkta, bazı yerlerde ışıklandırma bile yok. Bu konuda çok zorluk çekiyoruz.”
Kaynak: https://www.kadinisci.org/uc-direksiyonda-uc-kadinin-ortak-mucadelesi/




