Kuryelikte Emek Sömürüsünün Beyaz Perdeye Yansıması: Süleyman’ın Hikâyesi
Süleyman’ın Hikâyesi adlı film, 2024 yılında Fransız film yönetmeni Boris Lojkine tarafından çekiliyor. Film doksan dakika sürüyor ve Fransızca seslendiriliyor. Süleyman karakterini oynayan Abou Sangaré, gösterdiği güçlü performans ile 2024 yılında yapılan Cannes Film Festivali’nde 2 ödül sahibi oluyor ve kendisine 1 yıllık Fransa’da çalışma vizesi veriliyor.
Süleyman’ın Hikâyesinden Tüm Kuryelerin Gerçekliğine
Süleyman beyaz bir gömlek giymiş endişeli bir şekilde Sosyal Hizmet Binasının içinde bekliyor. İnanılmaz stresli olduğu tüm bedeninden anlaşılıyor. Gömlek kolunun ucu lekelenmiş. Bu leke hem bir kan lekesi hem de bir yemek lekesi olma özelliği taşıyor. Filmin başlangıcı ve final sahnesi Süleyman’ın kaygı dolu bekleyişiyle sürüyor.
Peki, kim bu Süleyman?
Süleyman, Gineli bir sığınmacı. Akıl hastalığı ile boğuşan annesi ve sevgilisini Afrika’da bırakıp Avrupa’ya geliyor. Bu geliş sorunsuz ve dümdüz şekilde olmuyor. Daha önce Cezayir’e ardından Libya’ya gidiyor ve son durağı Fransa oluyor. Onu filmin her anında bisikletli ve arkasındaki yemek punchı ile Paris sokaklarında görüyoruz. Daimi bir hızla sürekli bir konumdan diğer konuma hızlı bir şekilde yetişmeye çalışıyor. Kaza da yapsa, uygulama sorunda verse, Süleyman bisikleti ile birlikte Paris halkına yemeklerini ulaştırmaya çalışıyor. Kayıt dışı ve başkasının hesabını kiralayarak çalışan Gine’li başrolümüz, Avrupa’da emeğini satarak para kazanmaya çalışan binlerce göçmenden yalnızca biri. Süleyman bir bisikletli kurye. Gömleğinin kol ucundaki leke ise hem siparişlerin hem de şiddete uğradığındaki kan izlerinin bir karışımı.

Kayıt Dışı Çalışma ve Göçmenlik Sorunu
Kayıt dışı çalışma, ekonomik faaliyetin yürütülmesine rağmen çalışanın sosyal güvenlik sistemine dâhil edilmediği, vergi ve iş hukuku mevzuatına bildirilmeden sürdürülen istihdam biçimini ifade ediyor. Bu tür bir çalışma, emek sürecinin devlet denetimi ve yasal koruma mekanizmalarının dışında kalması nedeniyle işçilerin sosyal güvenlik, iş güvencesi ve temel çalışma haklarından yoksun kalmalarına neden oluyor (ILO, 2022). Kayıt dışı çalışma, yalnızca ekonomik zorluğu değil, aynı zamanda toplumsal dışlanma süreçlerini de doğuruyor. Kayıt dışı çalışma modelinde istihdam ilişkileri geçici, düşük ücretli ve kolayca sonlandırılabilir nitelikte oluyor ve genellikle bu modelde ya 18 yaş altındaki çocuklar ya da çalışma izni olmayan göçmenler veya mülteciler çalıştırılıyor. Göçmen emeği kolay sömürülebilen ve değersiz bir konuma getirilerek kullanılıyor. Sosyolojik açıdan göçmen, sığınmacı veya mülteci olma kimliği ile baş başa kalan kişiler, sömürüye uğrayan emeklerinin yanı sıra toplumsallaşma pratiklerinde dışlanma, statüsel olarak aşağılanma ve ayrımcılık gibi sonuçlarla yüzleşiyor.
Süleyman, ailesini ülkesinde bırakıp tek başına zorlu bir deniz yolu ile Fransa’ya ulaşabilmiş bir işçi. En büyük mücadelesi ise burada kalmak için hükümeti ikna edecek bir hikâye uydurması. Yaşadığı gerçek hikâye ikna edici olmayacağından tecrübeli bir Afrikalıdan ücret karşılığında inandırıcı bir öykü uydurmasını talep ediyor. Kuryelik yapmasının en önemli nedeni ise bu oluyor. Eğer inandırıcı bir öyküye ve öykünün belgelerine sahip olursa Fransa’da kalabiliyor ve bunun için para biriktirmeye başlıyor. Ancak alması gereken ücret bir türlü kendisine verilmiyor. Süleyman kayıt dışı olarak “başkasının hesabına” çalışıyor. Bu “başkası” ise yıllar önce Fransa’ya gelerek büyük bir teknoloji dükkânına sahip olan patron Emmanuel. Başkası hesabına çalışma, “dijital taşeronluk” şeklinde bir anlama bürünüyor.
Başkasının Hesabına Çalışma
Başkasının hesabına çalışma, emekçinin platformda kendi adına tanımlı bir hesap kullanmaksızın, başka bir kişi adına açılmış kullanıcı hesabı üzerinden hizmet sunması anlamına geliyor. Bu çalışma biçimi, işçinin hem devlet nezdinde hem de platform karşısında emeğinin sömürülmesini açık hale getiriyor. Kurye, fiilen emeğini sunmasına rağmen hukuki ve idari olarak “işçi” statüsünde tanımlanmıyor; sosyal güvenlik, iş kazası sigortası ve gelir güvencesi gibi temel haklardan yoksun kalıyor. Hesap sahibi ile fiili çalışan arasındaki ilişki ise çoğu zaman resmi olmayan ve sözleşmesiz ilerlerken aynı zamanda fiilen bağımlı bir emek ilişkisi üretiliyor. Platform şirketler kuryeleri “bağımsız yüklenici” olarak tanımladığından istihdam ilişkisi hukuken muğlaklaşıyor. Başkası hesabına çalışma uygulaması ise bu muğlaklığın derinleşmesine neden oluyor. Göçmen ve güvencesiz gruplar açısından başkası hesabına çalışma, emek piyasasına erişimin bir yolu olarak ortaya çıkıyor ancak bu erişim biçimi yüksek derecede kırılganlık ve sömürü riski barındırıyor. Kuryelikte başkası hesabına çalışma, platform ekonomisinde kayıt dışılığın bireysel bir tercih değil, yapısal eşitsizlikler ve esnek emek rejimleri tarafından üretilen bir sonuç olduğunu ortaya koyuyor. Hesap sahipleri, çalışmaktan başka bir seçeneği olmayan emekçileri tespit ederek kendi hesaplarını onlara teslim ediyor ve böylece gün sonunda kazanılan ücretin az bir kısmı bu emekçiye, hesap sahibi tarafından veriliyor.
Filmde ise hesabı kiralayan kişi Süleyman, hesap sahibi ise Emmanuel olarak karşımıza çıkıyor. Sistem bazı zamanlarda hesabın gerçek sahibini doğrulamak adına Emmanuel’in selfiesini paylaşmasını istiyor. Bu zamanlarda Süleyman bisikletiyle hızlıca hesap sahibini bulup onun fotoğrafını çekerek sisteme yüklüyor. Fotoğraf yüklenilmediği takdirde hesap askıya alınabiliyor ya da kapatılabiliyor. Süleyman elinden geldiğince hızlı bir şekilde siparişleri teslim etmesine rağmen Emmanuel, günlük kazançları yeterli bulmuyor ve daha fazla paket atması için onu uyarıyor. Süleyman, Emmanuel’den ücretini istediğinde ise sürekli bir erteleme ile karşı karşıya kalıyor ve ücreti alamadığından bir türlü Sosyal Hizmetlere vermesi gereken belgelere de erişim sağlayamıyor.

Kuryelikte Yaşanan Sorunların Sinemaya Aktarılması
Kuryelik mesleğinde pek çok mesleki sorun yaşanıyor ancak sinemaya aktarılanlar birkaçıyla kısıtlı kalıyor. Süleyman teslimat yaptığı sırada bir kaza geçiriyor, bisikletli olduğundan herhangi bir ekipmanı ve kaskı bulunmuyor. Bir araba Süleyman’a çarpıyor. Ancak Süleyman, bisikletini yerden kaldırıp ardından ise paketi düzeltip teslimat adresine doğru vakit kaybetmeden pedallarını sürmeye devam ediyor. Müşteri paketi gördüğünde, hasar aldığını ve bozuk olduğunu söyleyerek paketi teslim almak istemiyor. Süleyman ürünlerin zarar görmediğini anlatmaya çalışsa da müşteri kapıyı kapatıyor. Ardından Süleyman uygulamayı arayıp durumu bildirmek için bir temsilciye ulaşmaya çalışıyor ancak bir telesekreter ile karşılaşıyor ve bir türlü sorununu dile getiremiyor. Diğer gün ise kendisine haber verilmeden hesabı kapatılıyor. Kapanan hesabın nedenini öğrenmek için yeniden uygulama ile iletişime geçtiğinde ise, hesabın kapanma nedeninin kendisine söylenmeyeceği bilgisi veriliyor. Ne zaman açılacağının ise belirsiz olduğu dile getiriliyor.
Süleyman’ın belgelerini alması için yalnızca bir günü kalıyor ve parasını istemek için hesap sahibinin evine gidiyor. Tüm gün ona ulaşamıyor ve en son Emmanuel ile karşılaştığında, hesap kapatıldığı için ücreti veremeyeceğini söyleyen Emmanuel’e olanları anlatmaya çalışıyor. Yalnızca kırk dolar eline sıkıştırılıyor ve şiddete uğrayarak merdivenlerden yuvarlanıyor. Yüzü kan içinde kalıyor ve bu arada akşam kalmak için evsizlere hizmet veren bir telefonu arayarak kendisine bir yatak ayırtıyor. Evsizlere ücretsiz yatakhane, yemek ve duş hizmeti sağlayan bu merkez, otobüs hizmeti de veriyor. Oldukça uzakta olan Süleyman hızlı bir şekilde bisikletiyle otobüsün son saatine yetişmeye çalışıyor ancak yetişemeyince geceyi dışarda geçirmek zorunda kalıyor.
O esnada tanıdık bir ses duyuyoruz ve Candan Erçetin’in “Yalan” isimli şarkısı eşliğinde çay içen Süleyman’ı görüyoruz. Bu sahne, kuryelerin sadece fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da nasıl bir ‘yalanlar sarmalına’ itildiğini özetliyor. Süleyman, sistemin içinde var olabilmek için kimliğini ve hikâyesini feda etmek zorunda kalan binlerce kayıt dışı kuryenin ete kemiğe bürünmüş hali olarak beliriyor. Şarkıdaki ‘yalan’ vurgusu, sadece ezberlediği sığınmacı öyküsüne değil; platform ekonomisinin kuryelere vaat ettiği o sahte ‘özgürlük’ ve ‘kendi işinin patronu olma’ illüzyonuna bir gönderme niteliği taşıyor. Çayını içen Süleyman, elindeki kırk dolarla belgeleri almak için ona yalandan bir öykü uyduran kişinin yanına gidiyor.
Filmden Hareketle Türkiye’de Yemek Sepeti Örneği
Süleyman’ın siparişi yetiştirmeye çalışırken gösterdiği mücadele dünyanın her yerindeki kuryelerin yaşadığı sıkıntıları sinemada izlememize neden oluyor. Platformların baskısı ve paket sayısını arttırma kaygısı tüm platform işçilerinde hissedilen bir durum olarak öne çıkıyor. Performans bazlı kazanılan ücretler geçirilen kazalara ve yaralanmalara bakılmaksızın hıza bağlı şekilde kuryelerin canlarını hiçe sayarak teslimatlarını sürdürmelerini zorunlu kılıyor. Yemeksepeti kuryelerinin 2026 yılında başlattığı eylemler ise meslekte yaşanılan bu sorunların çözümüne dair mücadele alanını yansıtıyor. Özellikle Yemeksepeti kuryelerinin müşteriler tarafından şiddete uğraması, paket yetiştirmeye çalışan kuryelerin kaza geçirmesi ve paketlerin müşteriler tarafından geri çevrilmesi eylemlere giden süreci hareketlendiriyor. Hesabın askıya alınması ve nedeninin kuryeye söylenmemesi yine en büyük sorunların başında geliyor. Yemeksepeti Kuryeleri 18-19 ve 20 Ocak 2026 tarihinde kontak kapatarak büyük bir iş bırakma eylemine gidiyor. Kuryeler eylemlerini; paket başına ödenen ücretin şeffaf ve öngörülebilir olması, teşvik sistemlerinin erişebilir ve objektif olması, mesafe bazlı ücretlendirmelere düzenleme gelmesi, olumsuz hava koşullarında ücretli izin hakkı sağlanması, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının gerçekleştirilmesi ve kurye temsilcilerinin tüm süreçlere dahil edilmesi taleplerinin gerçekleştirilmesi için yapıyor.
Hayali Bir Öyküden Öfke Yaratan Gerçekliğe
Süleyman’ın siparişler esnasında sürekli kulaklığı ile ezberlemeye çalıştığı sahte bir öyküye şahit oluyoruz. Gine’den neden ayrıldığı ve Fransa’ya neden geldiğine dair ona yazılan bir metni ezberlemesi gerekiyor. Bir parti üyeliğinden, hapishanedeki şiddete, parti sekreterliğine yükselmesinden neden bu partiye katıldığına dair yalan cümleler ezberliyor. Bu yalan hikâyenin kanıtı olarak ise birkaç parti belgesi kendisi için hazırlanıyor ancak kırk dolar bu belgeleri almak için yetersiz kalıyor. Zar zor belgeleri alıyor ve kalan borcunu ödeyeceğine dair söz veriyor. Belgeleri aldıktan sonra sevgilisi ile konuşuyor ve onunla bir daha asla buluşmayacaklarını söyleyip herkesin kendi hayatına devam etmesi gerektiğini vurguluyor. Evsizler merkezine ulaşmayı başaran Süleyman duşunu alıp beyaz gömleğini giyiyor ve Sosyal Hizmetler binasına yetişmek için bisikletine biniyor.

Süresiz Bir Mücadele ve Var Olmaya Çalışma
Finale doğru ilerlerken en başa dönüyoruz. Süleyman beyaz bir gömlek giymiş endişeli bir şekilde Sosyal Hizmet Binasının içinde bekliyor. İnanılmaz stresli olduğu tüm bedeninden anlaşılıyor. Belgeleri elinde, zihninde ise günlerdir ezberlediği hikâye yer alıyor. İsmi okunduğunda yavaşça odaya doğru ilerliyor. Karşısındaki uzman, bilgisayar başında oturuyor ve o ne derse not alıyor. Aynı zamanda bir ses kaydedici cihaz da masanın üzerinde duruyor. Süleyman’a tüm sorular sorulduğunda ve cevaplar alındığında, uzman bu hikâyeyi binlerce kez aynı şekilde dinlediğini ve buna inanmadığını ifade ediyor. Süleyman’a eğer gerçek hikâyesini anlatırsa ona yardımcı olacağını söylüyor. Soruların en başından başlıyor.
Neden Gine’den ayrıldın?
Süleyman düşünüyor, kaygılanıyor, konuşmakta güçlük çekiyor ve annesinin hastalığından bahsederek ona daha iyi bir yaşam sunma isteğini dile getiriyor. Uzman, gerçek hikâyeyi her haliyle not ediyor ve Süleyman’a beklemesi gerektiğini söylüyor. Süleyman kocaman bir belirsizlik ile baş başa kalarak binadan ayrılıyor. Kafasına şapkasını geçirerek güvencesizlikle dolu hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Peki, kim bu Süleyman?
Süleyman güvencesiz koşullarda emeğini satarak hayatta kalmaya çalışan milyonlarca emekçiden yalnızca biri. Hem kayıt dışı çalışmanın öznelerinden hem de kimliksizlik ile mücadele etmeye çalışan göçmenlerden. Kuryelik yapan, uzun saatler hız ve baskı ile yarışan ve kendisine hiçbir güvence sağlanmayan emekçilerden. Var olduğu andan itibaren hayatını mücadeleler üzerine kurmuş, yeni ve daha iyi bir hayata sahip olmak umuduyla varını yoğunu ortaya koyarak ülke değiştirmiş bir sığınmacı. Çalışmaya başladığı andan itibaren borçluluk ile karşı karşıya kalan bir evsiz. Süleyman biziz ve Süleyman’ın hikâyesi ise hepimizin hikâyesi.
Şimal YANPINAR




