Trendyol Lojistik’te taşeron kıskacı ve kesintisiz gözetim düzeni
Denizli’de Trendyol Lojistik’in taşeronu GHZ Lojistik A.Ş. bünyesinde çalışan işçilerin mücadelesi, platform şirketlerinin depolarına dayatılan esnek, güvencesiz ve denetim odaklı emek rejimini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Süreç, işçilerin DİSK İletişim-İş Sendikası’nda örgütlenerek 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin 56. yıl dönümünde Denizli Dağıtım Merkezi önünde gerçekleştirdiği yürüyüşle görünür kılındı. İkili vardiya sisteminin yarattığı sosyal tahribata, şeffaf omayan adaletsiz prim uygulamalarına, kapalı rampalardaki ağır çalışma koşullarına ve tuvalet molalarının dahi dakikayla izlendiği mobbing düzenine karşı yükselen bu sese yönetimin ilk yanıtı, deponun önündeki Trendyol tabelasını sökerek kurumsal sorumluluktan kaçmak oldu.
Ancak sermayenin baskısı tabela sökmekle sınırlı kalmadı. Türkiye genelinde iş hacmi açısından beşinci sırada yer alan Denizli Dağıtım Merkezi’nde işçilerin anayasal haklarını kullanmadaki kararlılığı karşısında yönetim, “küçülme” bahanesine sığınarak depoya bağlı 5 şubeyi İzmir’e kaydırdı ve 30’dan fazla işçiyi Kod 04 (işveren feshi) ile kapının önüne koydu.
İş Kanunu gereği 30 gün önceden İŞKUR’a bildirim yapılması gereken toplu işten çıkarma kuralı açıkça çiğnenirken, işveren hem anayasal sendikalaşma hakkını baltalayarak suç işledi hem de içeride kalan işçilere gözdağı vermeyi hedefledi. Tüm bu hamlelere rağmen işçiler ve sendika, fiili ve hukuki mücadeleyi sürdürmekte kararlı.
Biz de bu direnişin hem makro-politik zeminini hem de kapalı rampa alanlarındaki çıplak bedensel deneyimini aktarmak adına DİSK İletişim-İş Genel Başkanı Gürkan Emreoğlu ve GHZ Lojistik İşçi Temsilcisi ile konuştuk. İki farklı cepheden gelen bu yanıtlar, sokaktaki kuryeden depodaki tasnif işçisine kadar platform şirketlerinin tüm tedarik zincirine dayattığı güvencesiz çalışma koşullarını ve bu zincirin halkalarında büyüyen ortak hak arayışını ortaya koyuyor.

“Çağımızın kölelik düzeni”
Eylemi 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin yıl dönümünde gerçekleştirdiniz. Bugünün lojistik işçisiyle 1970’lerin fabrika işçisinin karşı karşıya kaldığı hak gaspları arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Taşeron sistemi yeni nesil bir “kölelik düzeni” mi?
Gürkan Emreoğlu (DİSK İletişim-İş Genel Başkanı): 15-16 Haziran’da işçiler sendikal haklarına sahip çıkmak için sermayeye ve iktidara karşı ayağa kalkmıştı. Bugün Denizli’de yaşananlar da aynı sınıf kavgasının günümüzdeki devamıdır. Değişen sadece sömürü yöntemleridir. Dün işçilerin karşısına fabrikalarda patronlar çıkıyordu, bugün algoritmaların, taşeron şirketlerin ve çok uluslu şirketlerin arkasına gizleniyorlar.
Taşeron sistemi çağımızın kölelik düzenidir. İşçiyi güvencesiz bırakmak, örgütsüzleştirmek, düşük ücretlere mahkûm etmek ve hak aradığında kapının önüne koymak için kurulmuş bir sömürü mekanizmasıdır. Biz bu düzeni kabul etmiyoruz. İşçilerin alın teri üzerinden milyarlar kazananların kurduğu bu sömürü çarkına karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.
“Gözleniyor hissiyle çalışıyoruz”
Kamuoyu Trendyol’u genellikle ekran başındaki “hızlı teslimat reklamları”ndan biliyor. Madalyonun arkasında, o lojistik depolarında nasıl bir dünya var? Bize GHZ Lojistik deposındaki sıradan bir iş gününüzü, o kapalı kapılar ardındaki fiziksel koşulları anlatır mısın?
İşçi temsilcisi: İnsanlar Trendyol’u hızlı teslimatla tanıyor ama o hızın arkasında yüzlerce emekçinin alınteri var. Gün boyunca sürekli performans baskısı altında çalışıyoruz. Takım liderleri yaptığımız işi anbean takip ediyor, sürekli gözleniyor hissiyle çalışıyoruz.
Bu durum sadece fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da bizi yıpratıyor. İnsan kendini rahat hissedemiyor. Uzun yıllar çalışmanın sonucunda çoğu arkadaşımızda bel fıtığı, boyun fıtığı ortaya çıktı ve buna rağmen ağır işleri yaptırmaktan geri kalmadılar.
“Muhatabımız taşeron değil Trendyol”
Trendyol, GHZ Lojistik gibi taşeron firmalar arkasına saklanarak işçi haklarından sıyrılmaya çalışıyor. Eylem günü Trendyol tabelasının sökülmesi de bunun sembolik bir göstergesi gibi. Ana firmanın bu “görünmezlik” stratejisine karşı sendikal olarak nasıl bir hat izliyorsunuz?
Gürkan Emreoğlu: Trendyol işçiler çalışırken ortada, işçiler haklarını isteyince ortadan kayboluyor. Kârı alırken Trendyol, sorumluluk söz konusu olunca GHZ. Böyle bir düzen olmaz. Bugün yaşananları yalnızca bir taşeron tartışması olarak görmek eksik olur.
E-ticarete getirilen vergiler Çin sermayesini durdurmadı; tersine Türkiye’de kurulan dev lojistik depolar aracılığıyla yeni bir ticaret modeli oluşturdu. Mallar artık doğrudan tüketiciye gönderilmek yerine Türkiye’deki depolara sokuluyor, burada stoklanıyor ve sözde yerli ithalatçı modeli üzerinden dağıtılıyor. Böylece Türkiye, yalnızca büyük bir pazar değil, aynı zamanda ucuz emek üzerine kurulu bir lojistik üs hâline getiriliyor.
Denizli’de GHZ-Trendyol’da DİSK İletişim-İş üyesi işçilerin işten atılması da bu modelden bağımsız değildir. Bizim muhatabımız yalnızca GHZ değildir. Bu depolarda yaratılan değerin sahibi işçilerdir. Bu emeğin üzerine kurulan hiçbir şirket, taşeronların arkasına saklanarak sorumluluktan kaçamaz.
Eylem öncesi Trendyol lojistik yönetiminin tabelayı sökmesini içeride nasıl karşıladınız? İşçisinden utanan ya da işçisinin sesinden korkan bir yönetim refleksi hakkında ne düşünüyorsun?
İşçi temsilcisi: Eylem öncesinde tabelanın sökülmesi bizi üzdü. Biz kimseye zarar vermek için değil, sesimizi duyurmak için bir araya geldik. Bir şirket çalışanlarının taleplerini dinlemek yerine görünmez olmaya çalışıyorsa, bu çalışanların kendini daha da değersiz hissetmesine neden oluyor.

“Tuvalette kaç dakika kaldığının süresi tutuluyor”
Talepler arasında “skala atlatma” ve görev değişikliklerinin bir tehdit unsuru olarak kullanılması var. Platform ekonomisinde performans kriterlerinin ve prim sistemlerinin şeffaf olmaması, sendikal örgütlenmeyi kırmak için dijital bir sopa olarak mı kullanılıyor?
Gürkan Emreoğlu: Kesinlikle öyle. Patronlar artık sadece ustabaşıyla değil, algoritmalarla baskı kuruyor. Dijital sistemler işçiyi geliştirmek için değil, denetlemek ve sindirmek için kullanılıyor. Bugün performans puanları, prim sistemleri, görev değişiklikleri ve vardiyalar birçok iş yerinde açıkça bir tehdit aracına dönüşmüş durumda. Sendikalaşan işçiye düşük performans etiketi yapıştırılıyor, hak arayana sürgün niteliğinde görev değişikliği uygulanıyor. Bu dijitalleşme değil, dijital zorbalıktır. Teknolojiyi kullanarak işçinin iradesini kırmaya çalışanlara karşı örgütlü mücadeleyi büyüteceğiz.
Prim sistemindeki adaletsizlikten bahsettiniz. Primlerin kesilmesi ya da verilmesi hangi kriterlere bağlı? Tuvalet molalarının bile takip edilmesi üzerinizde nasıl bir psikolojik baskı yaratıyor?
İşçi temsilcisi: Prim sistemi çalışanlar tarafından her zaman şeffaf görülmüyor. Prim verirken belli kriterler bulunmakta. Bu veriler sistemden değiştirilebilmekte hatta hak ettiğin ay değiştirildiği için alamayabiliyorsun.
Performans (aylık ne kadar sort işlemi yaptığın), devamsızlık (hasta olup rapor aldığında puanını düşürüyorlar), kalite tutum puanı (yönetime bir selam vermediğinde bile tamamen kendi keyfine göre verdiği puan), İSG puanı (depoda herhangi bir iş kazası veya olumsuz bir durum olmadığında yükselen puan)… Tuvalette kaç dakika kaldığının süresi tutuluyor ve bunun üzerinden mobbing uygulanıyor hatta tutanak işlemi gerçekleştiriyorlar. En temel ihtiyacını bile karşılarken böyle bir durumda rahat bir çalışma ortamı hissetmiyorsun.
“Sürekli yorgunuz”
Eylemde “ikili vardiya sisteminin sosyal yaşamı engellediğini” belirttiniz ve 3. vardiyayı talep ediyorsunuz. Bu vardiya düzeni aile hayatınızı, uykunuzu ve sağlığınızı nasıl etkiliyor?
İşçi temsilcisi: İkili vardiya sistemi hayatımızı tamamen işe göre şekillendiriyor. Ailemize, sosyal hayatımıza, dinlenmeye zaman kalmıyor. Sürekli yorgunluk yaşıyoruz. Uyuduğumuz uykunun kalitesini anlayamıyoruz. 3. vardiya talebimiz daha az çalışmak için değil, çalışma yükünün daha adil paylaşılması ve insan gibi yaşayabilmek için.
Güvenlik görevlilerinin baskısı, özel konuşmaların takibi ve tuvalet molalarının süreye bağlanması gibi depolarda Panoptikon’u (görünmeyen ama her an izlendiğini hissettiren kesintisiz gözetim düzenini) andıran bir yapı var. Bu dijital denetim depolardaki insani çalışma koşullarını nasıl geriletiyor?
Gürkan Emreoğlu: Bugün bazı depolarda işçiler insan gibi değil, barkod gibi görülüyor. Attığı adım, nefes aldığı süre, tuvalete gidişi bile takip edilen bir çalışma düzeni yaratılmış durumda. Bir işçinin tuvalette ne kadar kaldığının hesabını sormak, özel konuşmalarını takip etmek, sürekli baskı altında tutmak modern kölelikten başka bir şey değildir. Patronlar kârlarını artırmak için işçilerin insanlığını yok sayıyor. Ancak unutulmasın; bu depoları ayakta tutan barkodlar değil, işçilerdir. İnsan onurunu çiğneyen her uygulamanın karşısında olacağız.
“Mesai arkadaşlarımız bir mesajla işsiz kaldı”
Baskılara, gözetlemelere ve “skala” tehditlerine rağmen yan yana gelmeyi, DİSK İletişim-İş çatısı altında örgütlenmeyi nasıl başardınız? Depodaki diğer işçi arkadaşlarınızın şu anki morali ve eyleme yönelik tepkileri nasıl?
İşçi temsilcisi: Biz bir araya geldik çünkü ortak sorunlarımız vardı. Kimse işini kaybetmek istemez ama insanlar sesini duyuramayınca dayanışma tek seçenek oluyor. Şu an depoda aktif çalışan arkadaşlarımızın üzerinde çok büyük bir baskı var. Az kişiyle ellerinden geleni yapmaya çalışmalarına rağmen iki katı bir iş yükü ve performans bekleniyor.
Destek vermek istiyorlar ama çoğunun ekmek parası kaygısı, geçindirmeye çalıştığı bir ailesi olduğu için aynı durum başlarına gelir diye korkuyorlar. Açıkçası kimsenin morali iyi değil. Yıllarca emek vermiş arkadaşlarımız bir mesajla işsiz kaldı. İçeride çalışmaya devam eden arkadaşlarımız da büyük bir tedirginlik yaşıyor. Çünkü bugün bize yapılanın yarın kendilerine yapılmayacağının bir garantisi olmadığını düşünüyorlar. Buna rağmen bu süreç bizi birbirimizden uzaklaştırmadı, tam tersine daha da kenetledi.
“Türkiye ucuz işgücüne dayalı bir lojistik merkezi oldu”
Türkiye genelindeki Trendyol ve diğer lojistik işçilerine nasıl bir çağrı yapıyorsunuz? Bundan sonraki hukuki ve fiili süreç nasıl işleyecek?
Gürkan Emreoğlu: Buradan Türkiye’nin dört bir yanındaki depo, kargo ve lojistik işçilerine sesleniyoruz. Patronlar örgütlü. Çok uluslu şirketler örgütlü. Sermaye uluslararası ölçekte hareket ediyor. İşçinin ise örgütsüz bırakılması isteniyor. Çünkü korktukları şey işçilerin birliğidir. Bugün Türkiye, küresel e-ticaret şirketleri için ucuz işgücüne dayalı bir lojistik merkezine dönüştürülüyor. Bunun bedeli ise depo işçilerine düşük ücret, yoğun çalışma, taşeronlaştırma ve sendikal baskı olarak ödetiliyor.
Bu nedenle mücadelemiz yalnızca Denizli’deki birkaç işçinin işe geri dönme mücadelesi değildir; Türkiye’deki bütün lojistik işçilerinin ve Trendyol’un faaliyet yürüttüğü tüm ülkelerdeki emekçilerin ortak mücadelesidir.
Fiili olarak GHZ’den çok Trendyol’u muhatap alarak içerideki örgütlü gücümüzü artırmak ana görevimiz. Bunun yanında işçi düşmanı Trendyol’u DİSK’in tüm sendikaları ile teşhir edeceğiz. Ayrıca UNI Avrupa’ya e-posta göndererek dünyadaki UNI’ye bağlı tüm sendikalara buradaki gelişmeleri aktardık, dünya çapında bir baskı oluşturacağız. İşten atılan arkadaşlarımız geri alınana kadar mücadelemiz sürecek.
Son olarak, işten çıkarılan tüm çalışanlar adına kamuoyuna ve mücadeleyi sürdüren arkadaşlarınıza ne söylemek istersiniz?
İşçi temsilcisi: Bizim mücadelemiz kimseye zarar vermek ya da şirketle kavga etmek değil. Biz emeğimizin karşılığını, insanca çalışma koşullarını ve anayasal haklarımıza saygı gösterilmesini istiyoruz. İşten çıkarılmış olabiliriz ama sesimizi duyurmaya devam edeceğiz. Hukuki haklarımızı sonuna kadar kullanacağız ve kamuoyuna yaşadıklarımızı anlatmayı sürdüreceğiz. Çünkü bugün yaşananların başka çalışanların da başına gelmemesi için mücadele ediyoruz.
Mesut Çeki
Son Eklenen Haberler
-
Kurye Merve’ye Çarpıp Kaçan Şoför Yakalandı
20 Temmuz 2026 -
20 YAŞINDAKİ MOTO KURYE SAMET KURNAZ HAYATINI KAYBETTİ
19 Temmuz 2026
Hakkımızda | Künye | İletişim | Gizlilik Politikası
© 2021 – 2026 Kurye Haber. Tüm Hakları Saklıdır.
Mart 2021’den bu yana kuryelerin bağımsız sesi.




