Moto Kurye Haber Röportaj: Sokakta Yaşayan Köpekler ve Kuryeler

626

Mesut ÇEKİ

Hayvan Hakları İzleme Komitesi Koordinatörü Fatma Biltekin ile sokakta yaşayan köpeklerin durumlarını, haklarını ve köpeklerin yol açtığı ölümlü, ölümsüz kazaları, motosiklet kullanıcılarının ve kuryelerin yaşadıkları zorlukları konuştuk. Şu soruların yanıtlarını aramaya çalıştık.

1) Türkiye’de son yıllarda hem sokak hayvanlarına karşı duyarlılık hem de tepkinin olduğunu gözlemliyoruz. Öncelikle sokak hayvanları yasal olarak kimin sorumluluğundadır?
Sokakta yaşayan hayvanlar aslında belediyelerin yerel yönetimlerin sorumluluğunda. Ama bizler aslında yıllardır belediyelerden hayvanları korumaya çalışıyoruz. Yani belediyeler sorumluluklarını yerine getirmiyorlar. Belediyeler 2004 senesinden beri aslında hayvanları yaşatmakla ilgili belirli sorumlulukları var. 2004 ten önce yani hayvanları koruma kanunu çıkmadan, yürürlüğe girmeden önce belediyelerin itlaf ekipleri vardı. Bu itlaf ekipleri sokak ortasında hayvanları toplayıp zehirleyip öldürüyorlardı. 2004 senesinde yasa çıktığında belediyelerin bir günde aslında onları artık öldürmeyecekleri, aldıkları yere geri bırakacakları, hayvanları kısırlaştıracakları, iyileştirecekleri ve rehabilite edecekleri söylendi ama belediyeler bunu yapmadılar. Tabi ki de kadrolar değişmediği için ve aslında yani hayvanı kurtulması gereken bir canlı olduğu bilinci değişmediği için bu öldürmelere sokak ortasında değil de işte dağ başlarında ya da işte belediyelerin içlerinde bakımevlerin içlerinde gerçekleşmeye başladı. Popülasyonda bu şekilde gittikçe arttı. Çünkü belediyeler kısırlaştırma yapmamaya başladılar, yapmıyorlar bu sorumluluklarından kaçıyorlar. Birbirilerinin sınırlarına sorumluluklarından kaçmak için hayvan atan belediyeler var. Ormana hayvan atarken yakalanan bir sürü belediye var. Bunun dışında belediyelerle ilgili şunu söylemek gerekiyor: biz belediyeleri soruşturamıyoruz. Yani hayvanlarla ilgili en fazla toplu katliamlar yapan ve yine aynı şekilde hayvanlarını bilinmezliğe gönderen ve bunu sistematik yapan belediyeleri soruşturamıyoruz. Çünkü soruşturma engeli diye bir şey var karşınızda ve bu engeli aşamıyoruz. Soruşturma engeli de kamu çalışanlarının soruşturulması için savcılığının izninin gerekli olması aslında. Ve savcılar delil toplamadığı için soruşturma engelini aşıp belediyeleri yargılatamıyoruz kısacası ve belediyelerde bir değişim yaratamıyoruz.

2) Sosyal hayatın parçası olan sokak hayvanlarının hakları nelerdir?
Sokakta yaşayan hayvanlar için yine dediğim gibi 2004 senesinde Hayvan Koruma Kanunu çıktı ve öncesinde zaten hiçbir cezası yoktu. 2004 senesinden, 2021 Temmuz ayına kadar da hayvanları öldürmek, işkence etmek, tecavüz etmek cezası sadece idari para cezasıydı. Ve eğer siz hayvan “sahipli değilse” ,çünkü sahipsiz ayrımı gibi bir ayrım var hala var, hayvan sahipliyse siz mala zarardan dava açabiliyordunuz. Yani bizim bu yasa 14 Temmuz 2021 değişen yasadan önce örneğin hayvana tecavüz davalarındaki konular şunlardı: hırsızlık, malın değerini düşünmek, mala zarar verme, bir malı kullanılamayacak hale getirmek gibi konulardan dava açabiliyordunuz. 2021 yılında yasa değişti ve bazı fiiller suç kapsamına alındı. Bir hayvanı öldürmek 6 aydan 4 yıla kadar, işkence, tecavüz, altı ay kadar gibi cezalar öngörüldü. Ancak bu cezalar yetersiz. Geçtiğimiz Bartın’da bir tecavüz davası vardı. Cinsel saldırı davasından da 9 ay ceza çıktı. Fail aslında elini kolunu sallayarak duruşmadan gitti ve başına aslında hiçbir şey gelmedi diyebiliriz.
Çünkü bu yasa çıkarken yasa koyucular “hayvana şiddete artık hapis cezası geldi, devrim niteliğinde …” gibi cümlelerle duyurdular. Bu cümlelerle kendilerini bir şekilde satmaya çalıştılar. Reklamlarını yapmaya çalıştılar ama biz işin aslında böyle olmadığını gördük.
Tarım ve Orman Bakanlığının olayın adli vaka olup olmadığının Tarım ve Orman Bakanlığı karar veriyor. Ve suç duyurusunu Orman Bakanlığı’nın yapması gerekiyor ama bunun işlemediğini görüyoruz hatta şöyle şeyler yaşıyoruz: mesela Konya’da belediye yine barınaktaki hayvanları canlı canlı gömüyor, elimizde video var ve bunun üzerine oradaki hayvanların otopsi yapılması gerekiyordu ama bakanlık yani il tarım, ilçe tarıma, ilçe tarımı, il tarımı atarak “bu bizim yetki alanımızda değil, biz bunu yapamayız” dedikleri için deliller toplanamadı ve deliler karartılmış oldu. Yani uygulamada da aslında böyle sorunlar yaşıyoruz ve sahipli sahipsiz hayvan ayrımını kalkmadığını hani bu uygulandığı da görmüş oluyoruz aslında. Yani evet sokakta yaşayan hayvanların bazı hakları var ve bu hakları tabii ki de işletmemiz gerekiyor. Az olsa da bu haklar hukuku bu şekilde aslında geliştirebiliriz birazcık da emsal kararlar çıkartarak. O adliye salonlarını doldurarak aslında bu bir şekilde failleri caydırıcı cezalar verilmesini belki üst sınırdan ceza verilmesini sağlayabiliriz ama dediğim gibi yani hakları aslında hayvanların çoğunda yok, yetersiz tamamen diyebiliriz yani.

3) Köpekten kaçarken yola çıkan ve otomobillerin çarpması ile yaralanan, ölen çocuklar kamuoyunda dönem dönem infiale yol açıyor. Köpeklerin toplu olarak öldürülmesinden şehir dışındaki alanlarda toplanmasına kadar farklı fikirler tartışılıyor. Sokak köpeklerinin yol açtığı trajedileri engellemek için ne yapmak gerekir, çözüm nedir?
Böyle haberlerde aslında biz sokakta yaşayan hayvanları tamamen canavarlaştırdıklarını ve hayvanların bu davranışlarını neden gösterdiğiyle ilgili hiçbir şey konuşulmadığını görüyoruz. Yine bir kutuplaştırma olduğunu görüyoruz aslında. Tamamen hayvanı öldürme, hayvan bakan insanları öldürme çağrıları olduğunu, bazı hesapların bu haberleri kullanarak hayvanseverleri öldürme ya da silahlanma çağrısı yaptıklarını aslında görüyoruz. Bunun sonucunda da geçtiğimiz aylarda işte İzmir’de bir aileden üç kişi köpek besledikleri için öldürüldüler. Yani bu sosyal medyadaki bu linç aslında sahada ölümlere de sebep olmaya başladı. Bunun dışında bazı yerlerde hayvanseverler saldırıya uğradığını da biliyoruz. Notlarımı almıştım yine; Ankara’da Antalya’da bir kişi köpek beslerken baltayla saldırıya uğradı. Yine İzmir’de başka bir aile saldırıya uğradı. Bunlar benim çok kısa bir sürede aklımda olanlar ve hatırladıklarım yani. Hani araştırdığımızda ve bilmediğimiz, duymadığımız çok daha fazla şey var aslında. Bunun dışında yine bu kutuplaştırma hayvan zehirlemelerine de sebep oluyor.
Geçtiğimiz aylarda Bakırköy’de geçtiğimiz hafta Maçka Parkı’nda, Ankara’da, Manisa’da, Bodrum’da, Bursa’da 30’a yakın, 20’ye yakın, 9 tane yavru köpek zehirlendiğini görüyoruz aynı zamanda. Bunu yani hayvanları öldürerek ya da işte hayvanları düşman göstererek ya da hayvanlarla çocukları karşı karşıya getirerek bu meseleyi aslında çözemeyiz. Çünkü burada mücadele etmemiz gereken şey hayvanlar değil hayvan popülasyonu aslında. Yani hayvanların yaşam koşullarını iyileştirmek. Yıllardır belediyelere diyoruz ki hayvanları aldığınız yere geri bırakın. Çünkü siz o hayvanı oradan aldığınızda aslında yerini yeni hayvanlar geliyor ve yani o bölgeyi tanımayan ve o insanları olmayan başka hayvanlar geliyor. Kısırlaştırma yapın, yani hayvanları dağ başlarına atmayın. Gönüllülerle birlikte çalışın. Gönüllüler barınaklara giremiyorlar mesela. Biz neden bakım evlerine giremiyoruz? Neden bakım evlerinin bazı bölümlerine giremiyoruz?
Gönüllülerle bu savaş neden mesela barınakların savaşı ya da belediyelerin savaşı neden? Eğer gönüllülerle koordineli çalışsalar da bu sorunu çoktan çözülürdü. Yani dediğim gibi 2004 yılında çıkmış bir yasa var. Ve bu yasa aslında komik tarafı bunların hepsini söylüyor. “Hayvan kısırlaştır, hayvanı rehabilite et, aldığın yeri geri bırak diyor. Gönüllülüğüyle çalış, hayvanı besle diyor.” Ve bunların hiçbirinin uygulanmadığını görüyoruz. Şimdi bu noktada hayvanlar saldırganlaştıkları noktada böyle haberlere denk geliyoruz. Hatta Cumhurbaşkanı’nın hayvanların yeri barınaklardır dediğini duyduk. Bu tamamen 5099 sayılı hayvanları koruma kanunu karşı bir söylem. Çünkü Hayvanları Koruma Kanununda barınaklar diye bir şey yok. Geçici bakımevi vardır. Hayvanları iyileştirilip, tedavilerinin yapılıp sonra da çıkarıldıkları eğer ampute değillerse, çok yaşlı değillerse, sokakta yaşayabilecek durumdalarsa bırakıldıkları yerler sadece yani geçici olarak kullanılan yerler. Bunun dışında Türkiye’de 103 tane belediye var. Ve bu 103 belediyenin sadece 560 tanesine bakım evi var. Yani bu hayvanları nereye götüreceğiz? Hayvan sayısı çok fazla çünkü. O yüzden bütün belediyelerin bakım evi açması ve düzenli bir şekilde kısırlaştırma yapması lazım. Ve şeyi de söylemek gerekiyor yani tarihsel olarak Türkiye tarihine baktığımız zaman aslında hep öldürmelerin olduğunu görüyoruz.
1910’da hayırsız adayla başlayan toplu katliam, modernleşmeyle başlayan katliamların aslında belediyeler eliyle yıllar içerisinde sistematik olarak yapıldığını biliyoruz ve geldiğimiz noktada hayvan popülasyonu azalmış değil. Biz bu deneyimlerimizden aslında bir sonuç çıkartabiliriz. Mahalli bir şekilde yani mahallelerde hayvanları sokak sakini olarak yaşadıkları ve beslendikleri, bakıldıkları tedavilerin yapıldıkları kısır oldukları bölgelerde aslında sorun yaşanmadığını da görüyoruz. Bunu İstanbul’un bazı bölgelerinde işte İzmir’in, Ankara’nın bazı bölgelerinde bu sorunların aşıldığını, hayvanların mahallelerde mahalleliyle birlikte yaşadığını ve sağlıklarının işte tedavilerinin bakımevleri tarafından yapıldığı yerlerde aslında sorun yaşanmadığı görülüyor. Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok.
Yani önümüzde örnekler var: sadece burada sorumluluğunu yerine getirmeyen şeyler var. Belediyeler var tamamen. Bir de şeyi söylemek istiyorum son olarak bununla ilgili. Barınak, bakım evine gönderilen kamu çalışanları aslında oraya sürgün ediliyor. Yıllardır bunu hem yasa koyucular söyler, hem bütün hayırseverlere sorarsanız onlar söyler. Buralar insanların sürgün edildikleri yerlerdir. Sürgün edilen istemeyerek orada bulunan kamu çalışanı tabii ki de hayvana şiddet uygular. Ve o hayvana şiddet uyguladığında ona ceza kesildiğinde o ceza ona rücu edilmez, Belediyeye rücu edilir ve yine bizim vergilerimizden ödenir. O kadar saçma sapan sistem varken, bu sistemin tamamen değişip hayvanlarla ilgili çalışmak isteyen, hayvansever insanların aslında barınaklarda, bakım evlerinde çalışması ve gönüllülerle kesinlikle iş birliği yapılması gerekiyor. Yani Türkiye’nin her yerinde bu işi canla başla yapan bir sürü hayvansever gönüllü var. Sorun çözmek için bu gönüllülerle ile birlikte çalışması gerekiyor belediyelerin.

Sokakta yaşayan köpeklerin Türkiye’de yaşadıklarını anlattınız. Peki dünyada bu konu nasıl ele alınıyor?
Yani aslında Avrupa ve Amerika’da sokakta yaşayan hayvan göremiyoruz. Çünkü sokakta yaşayan hayvanların hepsinin öldürüldüğünü ve aslında sorunun çözüm mü bu aslında yani bilmiyorum. Bu bir çözüm değil bir yandan da. Hiç etik bir çözüm değil. Bu hayvanların hepsinin öldürüldüğünü hani ve bu şekilde bu sorunun “çözüldüğünü” biliyoruz. Bunun dışında mesela hatta şey var. Amerika’nın bazı eyaletlerinde terk edilen hayvanlar belirli bir süreç tutulduktan sonra öldürülüyorlar. Mesela Türkiye’de yasada hayvanı öldürmek de yasak. Bakım evindeki hayvanı öldüremezsiniz bir yani yuvalandıramasanız da hayvanı tutmanız gerekiyor bakımevinde. Eğer dışarıda yaşayamayacak bir hayvansa. Ama mesela Amerika’nın bazı eyaletlerinde böyle olmadığını biliyoruz, İngiltere’de sekiz hafta mesela bir hayvan tutma süreniz, sekiz hafta sonra hayvanı öldürmeniz gerekiyor. Yani bunlar aslında hani iyi örnekler olduğunu söyleyemeyiz bunların. Bunun dışında Avrasya’da ya da işte Balkan ülkelerinde sokakta yaşayan hayvan var. Ve hani durumları yine Türkiye’deki gibi iyi olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü koruyucu yasalar yok. Özellikle mesela Avrasya bölgesinde işte Rusya’da işte Gürcistan’daki işte Azerbaycan’daki hayvanların durumlarının iyi olmadığını söyleyebiliriz. Onları koruyacağımız yasalar da yok aslında. Türkiye’nin bir yandan bununla ilgili çok kötü bir yerde olmadığını söyleyebilirim. Bu etrafımızdaki şeye baktığımızda tabii ki de iyi durumda değiliz. Ama kaybedilmemiş bir kültür var henüz ortada ve bu kültürü yaşatabiliriz aslında. Sokakta yaşayan hayvanlarla kurduğumuz ve yüzyıllardır gelen bu kültürü. Avrupa’daki, Amerika’daki mücadelenin tamamen kaybedildiğini söyleyebiliriz aslında. Bunun dışında dünyadaki şeylere baktığımızda yasalara baktığımızda aslında dünyada hayvanların hepsinin yasal statüsün mal yani ve tamamen mal olarak görülüyorlar. Biz burada köpekler üzerine konuşuyoruz ama bütün mezbahalardaki süt çiftçiliklerindeki, yunus parklarındaki, hayvanat bahçelerindeki ve hayvanların tutulduğu testlerdeki bütün hayvanlar mal olarak görülüyor. Dünyada da aslında yine kedi köpekler baktığımız hayvanlar sizin malınız olarak görülüyor. Yasalarda bu şekilde koruyorlar bu hayvanları. Türkiye’de de bu zaten 2021 yılında yani yeni değişti. Mesela yine Ekvator’dan bir örnek vermek istiyorum. Batı’daki yasalar gerçekten hayvanlar için iyi değil. Ama Doğu’da iyi örneklerini görebiliyoruz. Mesela geçtiğimiz aylarda bir karar verildi Ekvator’da. Yabanda yaşayan hayvanların avlanması, saklanması, ticaretinin yapılması yakalanmaları yasaklandı. Aslında yabanda yaşayan hayvanların hakları en temel hakları korunmuş oldu böylelikle hem de anayasal düzeyde. O yüzden mesela önemli bir karar ve konun da bir noktada buraya gelmesi gerekiyor aslında. Yani hayvanların mal statüsünden çıkartılmadığı sürece biz hayvan haklarını gerçekten başarıya ulaştığını söyleyemeyiz yani.

4) Genelde motosiklet kullanıcıları özelde de motokuryeler köpeklerin aniden önlerine çıkmaları ve kendilerini kovaladıklarından kaynaklı sık sık kaza yapmaktadır. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Bir köpek alanın korumak için ya da içgüdüleri sebebiyle ya da korktuğu için ya da sadece oyun oynamak için aslında hızlı giden bir şeyin peşinden koşup havlayabiliyor. Hani böyle durumlarda ben uzmanı değilim ama siz daha iyi bilirsiniz. Böyle durumlarda yavaşlayıp daha sakin olup öyle panik yapmamak gerekiyor. Ama burada şeyi belki konuşmak gerekiyor. Bunun en sık yaşandığı ve daha çözümsüz olduğu yerler nereler? Mesela orman yolları ya da ne bileyim otoban da bir anda önünüze çıkan bir hayvan. Burada şunu sormak gerekiyor: bu hayvanlar niye orada? Yani bu hayvanların bu kadar kalabalık olması sebebi ne aslında? Neden buradalar bu hayvanlar? Çünkü bu hayvanları insanlar da aslında yani satın aldıkları bir hayvanIarı sorumluluğu fazla geldiği için terk edebiliyor. Ormana, yol kenarına çok gördüğümüz bir şey bu arada mesela yol kenarında durup atıp gitmek çok yaşanan bir şey, ormana atıp gitmek. Yine belediyeleri de sistematik olarak yaptığı bir şey zaten. Bu hayvanlar neden buradalar diye sormak gerekiyor ve bunun çözümü ne diye sormak gerekiyor. En başından beri söylediğim gibi tekrara düşmüş oluyorum ama popülasyon kontrol edilmesi ve hayvanların sayısının azaltılması ve hayvanların dağ başlarında değil, hayvan aslında köpek dediğin hayvan insanın ilk evcilleştirildiği 12 bin yıl önce evcilleştirdiğimiz bir canlıdan bahsediyoruz. Ve insandan ayrı yaşayamayan insana bağımlı bir canlıdan bahsediyoruz ve sevgiye aç bir canlıdan bahsediyoruz aynı zamanda. Gereken hayvanların sokakta bizlerle birlikte yaşıyor olmaları ve sokakta güvenli alanlarda yaşıyor olmaları işte failleri caydırıcı cezalar veriliyor olması. Çocuklara eğitimler yapılıyor olması ve tabii ki de hayvan üretiminin bitiyor olması gerekiyor. Şunu hep atlıyoruz sokakta bu kadar hayvan olmasının sebeplerinden bir tanesi yine aslında hayvan üretimi. Pet shoplardan işte üretim çiftliklerinden alınan hayvanlar. Yine yasa değiştiğinde yasa koyucular işte pet shoplarda hayvan satışı bitti dedi. Ancak bunun böyle olmadığını gördük. Sadece kedi köpek bulundurmak artık yasak pet shoplarda. Siz bir üretim çiftliğinden yani internetten katalogdan ya da pet shopa gidip katalogdan kedi, köpek seçip gidip üretim çiftliğinden alabiliyorsunuz. Üretim bitmediği sürece sokakta yaşayan ama sorunlarınızla ya da sokakta yaşayan popülasyonu da azaltmanız aslında mümkün değil. Bunu da yıllar yıllar boyunca yasa koyuculara söyledik ancak yasa çıktığında bu şekilde petshopların üretimi bitirmemeyi seçtiler. Yani buradaki yine dönüp dolaşıp aynı şey geliyoruz yani. Sistemsel bir problem var. Sorumluluğunu yerine getirmeyen, kamu kurumları var. Ve bizim aslında muhatabımız burda köpekler değil ya da köpeklere bakan hayvanseverler değil. Suçlu olan da onlar değil. Kamu kurumları ve bu kurumları çalıştırmak gerekiyor tamamen ve onlara baskı yapmak gerekiyor aslında. Yani bir de bir köpek eğer hani bir saldırgan bir davranış gösteriyorsa burada bunun arkasında yatan sebeplere bakmak gerekiyor. Yani hayvanlarda şiddet görmüş olabilir, bir motosiklet tarafından belki de şiddet görmüş olabilir. Ya da ne bileyim aç olabilir. Kendini güvende hissetmiyor olabilir. O bölgeye yeni atılmış olabilir. Işte başka hayvanlarla sorun yaşıyor olabilir. Yani aslında geçmişinde şiddet çok görmüş olabilir. Bir sürü travması olabilir. O yüzden geçmişte ne olduğuna da aslında hani bakmak gerekiyor. Sokakta yaşayanlardan bunu bilmek çok mümkün değil. Ama böyle bir durumda hani bu hayvanın neden bu davranışı gösterdiğini de düşünmek, hayvanı suçlamadan önce. Bunun da önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun dışında bir de tabii ki de yani bu röportaj içerisinde birkaç kere söyledim bizim sokakta yaşayan hayvanlarla yüzyıllardır devam eden bir kültürümüz var aslında. Ve bu kültüre sahip çıkılması gerektiğini düşünüyoruz. Önemli bir kültür olduğunu düşünüyoruz bunun. Dünyadaki örnekler yerine biz kendimize özgü yeni şeyler kendi topraklarımıza özgü aslında çözümler üretebiliriz. Üretiyoruz da. Sadece bu çözümlerin dinleniyor ve uygulanıyor olması gerekiyor. Bunun için de kamu kurumlarına ve aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarına ve aslında herkese, hepimize bir sürü görev düşüyor.