Küresel Kurye Hareketinden ILO’ya Çağrı: Sermayenin “Mavi Rapor” Tuzakları Nasıl Bozulacak?

27

Cenevre’de 1 Haziran’da çalışmalarına başlayan ve 12 Haziran 2026’ya kadar devam edecek olan tarihi 114. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda, platform işçilerinin kaderini belirleyecek genel kurul oylaması için geri sayım başladı. Haziran 2026’da Cenevre’de oylanacak tarihi Uluslararası Sözleşme öncesinde, dünya genelinde 200 binden fazla kuryeyi temsil eden IAATW, ILO’nun taslak metnindeki (Mavi Rapor) yasal boşlukları deşifre etti. Konferansın ikinci haftasında yapılması beklenen kritik oylama öncesinde kurye hareketi, masa başındaki küresel şirket lobilerine karşı sokaktaki işçilerin haklarını koruyacak bağlayıcı düzenlemelerin metne eklenmesi için mücadeleyi büyütüyor.

Platform ekonomisinin küresel ölçekte ulaştığı devasa boyut, dijital algoritmaların gölgesinde çalışan milyonlarca kurye ve sürücü için güvencesizliği, örgütsüzlüğü ve hak gasplarını derinleştirmeye devam ediyor. Kurye Haber olarak 19 Haziran 2025 tarihinde yayımladığımız “ILO’dan Tarihi Adım: Platform İşçileri İçin Bağlayıcı Uluslararası Sözleşme Yolda” [1] başlıklı haberimizde duyurduğumuz üzere, 113. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda (ILC) platform işçilerini koruyacak bağlayıcı bir uluslararası sözleşme yapılması yönünde bir irade ortaya konmuştu.

Bu küresel kazanımın ardından ILO Ofisi, üye devletlerden, işçi ve işveren örgütlerinden gelen yanıtları derleyerek Haziran 2026’daki 114. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda oylanacak nihai taslak metni, yani literatürdeki adıyla “Mavi Raporu”  [2] yayımladı.

Dünya işçi sınıfı ve kuryeler, ILO’dan işçiler lehine bağlayıcı, net ve sömürüyü bitirecek güçlü bir adım atmasını talep ediyor. Ancak, 6 kıtada 200 binden fazla bağımsız kurye ve sürücüyü temsil eden Uygulama Tabanlı Taşımacılık İşçileri Uluslararası İttifakı (IAATW), Nisan 2026’da yayımladığı manifesto niteliğindeki deklarasyonla [3] hayati bir uyarıda bulundu: “Nisan 2026’da yayımlanan bu ‘Mavi Rapor’, sokaktaki kuryenin çalışma gerçeklerini yansıtmak yerine, büyük ölçüde şirket lobilerinin yapısal müdahalelerini ve yasal kaçış koridorlarını barındıran bir metne dönüşmüştür.”.

IAATW’nin analiz raporunu [3] ve ILO’nun yasal taslak metnini [2] temel alarak hazırladığımız bu dosya haberde, Cenevre’deki tarihi oylama öncesi kurye hareketinin sesini duyurarak masadaki tehlikeleri mercek altına alıyoruz.

Masa Başında Biz Yoksak Karar da Yok: %92’lik Temsiliyet Krizi

ILO, yapısı gereği hükümetler, geleneksel işçi sendikaları ve işveren örgütlerinden oluşan “üçlü” bir karar alma mekanizmasına sahiptir. Fakat bu hantal ve sözde eşitlikçi yapı, platform ekonomisinin dinamik ve tabandan yükselen öz örgütlenmelerini kapsamakta yetersiz kalmıştır.

IAATW deklarasyonu, masadaki adaletsizliği çarpıcı bir veriyle ortaya koymaktadır:

ILO, sektörün gerçekleriyle her gün doğrudan karşı karşıya kalan işçileri temsil eden kuruluşların görüşlerini sistematik biçimde dışlamıştır. ILO’nun İşçi Grubuna üye ülkelerin “en temsilci kuruluşlar”ını dahil etme uygulaması, platform ekonomisinde en temsilci olan kuruluşların dışarda kalmasına sebep olmuştur.  IAATW gibi en temsilci platform işçi örgütleri, onun ulusal bağlı kuruluşları ve diğer örgütler, ILC’de ve ulusal delegasyonlarda yalnızca gayriresmî gözlemci statüsüyle sınırlı kalmıştır. İlk görüşmedeki İşçi Grubu katkılarının %92’si, düzenlemenin konusu olan uygulama tabanlı işçilerden gelmemiştir.” [3]

Buna karşılık, ilk tartışma belgelerine yapılan İşveren Grubu katkıları, ulusal iş dünyası derneklerinin üyesi olan platform şirketlerinden gelmiştir. Platform şirketleri, kendilerini işveren olarak sınıflandırmaya karşı çıkıyor olsalar bile ILO tartışmalarında resmî bir rol oynayabilmiştir. İşveren Grubu Başkanı, büyük bir platform şirketinin eski üst düzey yöneticisidir. Ayrıca Uber, Doordash ve Delivery Hero gibi küresel şirketler, ILO’nun İşveren Grubu içinde devasa bütçelerle lobicilik yürütürken; hakları oylanan kuryeler masaya eşit söz hakkıyla oturamamıştır. Bu eşitsizlik, taslak Sözleşme’nin hükümlerinin yetersizliğinde açıkça görülmektedir. IAATW, kuryelerin geleceğinin kuryeler olmadan belirlenmeye çalışılmasını bir meşruiyet krizi olarak nitelendirmektedir.

“Dijital Emek Platformu” İllüzyonu: Şirketler Sorumluluktan Kaçıyor

ILO Mavi Raporu’nun en çok tartışılan ve yasal boşluk yaratan kısımlarının başında, 1. Maddede yer alan “Dijital Emek Platformu” (DLP) tanımı gelmektedir [2]. Sözleşme, “işletme” veya “platform işletmesi” terimini kullanmamaktadır ve bu haliyle “dijital emek platformu” olarak adlandırılan bir varlığı kapsayan ilk uluslararası standart olacaktır. “Dijital emek platformu” tanımı, sınırlı sayıda gerçek veya tüzel kişiyi kapsamaktadır.Bir tüzel kişi, ancak bir kişiyi çalışmaya yönlendiriyor veya çalışmaya dahil ediyor, çalışmayı organize ediyor ve kolaylaştırıyor ve bu çalışma ücret veya ödeme karşılığında yürütülüyorsa “dijital emek platformu” olarak kabul edilmektedir.

Metin, yasal ve mali yükümlülükleri doğrudan somut platform şirketlerinin (Uber, Yemeksepeti, Trendyol vb.) sırtına yüklemek yerine, sorumluluğu soyut bir kavram olan “algoritmik sisteme/platforma” yüklemektedir.

IAATW, bu tanımın sermayenin yıllardır mahkemelerde arkasına sığındığı yalanı uluslararası düzeyde meşrulaştırma riski taşıdığını ifade etmektedir. Bu şekilde birkaç çok uluslu şirket, aslında ‘işveren’ olmadıklarını, yalnızca tüketiciyle bağımsız kuryeyi buluşturan birer ‘yazılım/aracı’ olduklarını iddia ederek ILO standart belirleme sistemini altüst etmiştir. Uygulama tabanlı çalışanlar açısından platform, yalnızca mobil cihazlarında karşılarına çıkan yapay bir arayüz olarak deneyimlenmektedir. ‘Platform’un herhangi bir sorumluluğu yoktur ve hukuki kişiliğe sahip değildir; bu nedenle bu tanım, bir Sözleşme ve onu takip edecek mevzuat için yetersizdir.” [3]

Hukuki gerçek nettir: Platform sadece bir cep telefonu yazılımıdır; kuryeyi sömüren, kazancına el koyan ve riskleri işçinin sırtına yükleyen ise şirketlerin kendisidir.

Esnaf Kuryelik ve Dayatılan Statüler: IAATW’ye Göre “Değer Üreten Herkes Kapsanmalı”

‘Dijital emek platformu’ tanımında olduğu gibi, ‘dijital platform çalışanı’ tanımı da uluslararası politika oluşturma süreçleriyle tutarlı bir şekilde kullanılmamıştır. Bir kişi, bir dijital emek platformu tarafından çalışmak üzere istihdam ediliyor ya da çalışmaya dahil ediliyor; hizmet sunumu platform tarafından organize ediliyor ve bu çalışma ücret veya ödeme karşılığında yürütülüyorsa, bu kişi “dijital platform çalışanı” olarak kabul edilmektedir. IAATW’ye göre bu durum yeni bir boşluk daha yaratmaktadır. “Uygulama tabanlı taşımacılık ve teslimat işlerinin büyük çoğunluğu, istihdam olarak sınıflandırılmaktan kaçınacak şekilde yapılandırılmıştır ve Sözleşme’nin tüm kapsamı, bireysel bir işçinin, dijital emek platformu tarafından hizmet sunumu için çalışmaya dahil edildiğini kanıtlamasına bağlı hale gelmektedir.”

Mavi Rapor’un 5. maddesinde yer alan “İstihdam İlişkisinin Belirlenmesi” ve “Karine İlkesi”, işçinin üzerinde doğrudan kontrol kuran şirketlerin o işçiyi bordrolu çalışan kabul etmesini öngörmektedir [2]. Bu adım kağıt üstünde olumlu görünse de, Türkiye’deki “Esnaf Kurye”, dünyadaki karşılığıyla “Bağımsız Yüklenici”  modelini tamamen güvencesiz bırakma riski taşımaktadır.

Çünkü taslak metin, en temel sosyal koruma ve asgari ücret haklarını ağırlıklı olarak resmi “bordrolu işçi” statüsüne bağlarken; esnaf kuryelerin adil gelir hakkını Sözleşme’nin sert yaptırımları yerine, üye devletlerin insiyatifine bırakılan bağlayıcılığı zayıf “Tavsiye Kararı” kısmına itmektedir [2].

IAATW, bu durumun şirketlerin ekmeğine yağ süreceğini ifade etmekte ve mevcut taslak metnin, 21. yüzyılın esnek sömürü stratejilerine karşı 20. yüzyılın endüstriyel ilişkiler kalıplarıyla yanıt vermeye çalıştığını dile getirmektedir. Şirketler, sözleşmenin getireceği bordro maliyetlerinden kaçmak için tüm kuryeleri çok daha agresif bir şekilde bağımsız yükleniciliğe (esnaf kuryeliğe) zorlayacaktır. IAATW, şirket için değer üreten tüm işçilerin, statülerine bakılmaksızın eşit yasal koruma kapsamına alınmasu gerektiğini savunmaktadır.

Sermaye Yasadan Hızlı Koşuyor: “Abonelik” Sömürüsü

ILO’nun Sözleşme sürecinde yıllar öncesinin platform modelleri tartışıladursun, küresel teknoloji şirketleri sömürü yöntemlerini çoktan güncelledi. Bloomberg verilerine ve sahadaki güncel gelişmelere referans veren IAATW, Uber, Ola ve Rapido gibi şirketlerin artık kuryelerden komisyon almak yerine, işçilere sisteme girip sipariş görebilmeleri için aylık sabit “Abonelik Ücreti” dayatmaya başladığını aktarıyor [3].

İşçinin çalışabilmek, sipariş kapabilmek için şirkete adeta bir haraç gibi sabit para ödediği bu yeni nesil sömürü modeli, ILO’nun Mavi Raporu’nda tek bir kelimeyle bile yer almıyor. Kurye örgütleri, mevcut taslağın daha yürürlüğe girdiği gün kadük kalacağı uyarısında bulunuyor.

Giderler “Tavsiye”ye Sürgün Edildi

Türkiye’deki moto kuryelerin de en büyük kabusu olan; yakıt, araç bakımı, telefon hattı, muhasebe ve ekipman gibi işle ilgili devasa giderlerin kimin tarafından karşılanacağı konusu, ILO taslağında bağlayıcı olan “Sözleşme” metninden çıkarılarak, hükümetlerin vicdanına bırakılan “Tavsiye Kararı” kısmına sürgün edilmiştir [2]. Kazancı doğrudan akaryakıt zamları ve amortisman giderleri altında eriyen esnaf kuryeler için bu maliyetlerin şirkete fatura edilmemesi, asgari ücretin altında bir yaşama mahkum edilmek anlamına gelmektedir.

Çalışma yaşamında temel ilke ve haklara ilişkin boşluklar

IAATW,  ILO’nun çalışma yaşamında tüm cslisanlar için geçerli olan temel ilke ve haklarının Sözleşme’de yer almasını desteklediklerini dile getirmekte, ancak mevcut ILO standartlarının hala yalnızca işveren–işçi ilişkilerini kapsadığını belirtmektedir. Bu taslakta , platform şirketleri sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkı, zorla çalıştırmanın yasaklanması, güvenli ve sağlıklı çalışma ortamı ve iş yerinde ayrımcılığın yasaklanması gibi ilke ve hakların tesisinden dogrudan sorumlu tutulmamaktadır. Ayrıca örgütlenme özgürlüğünü açıkça destekleyen maddenin çıkarılmış olmasının, işçilerin temsilci örgütlere katılma veya bu örgütleri kurma noktasında varolan boşluğu daha da genişleteceğine dikkat çekmektedir.

Sonuç: Haziran 2026’da Aceleye Getirilmiş Bir Sözleşmeye Hayır!

Haziran 2026’da platform işçileri için çıkarılacak bir uluslararası sözleşme, doğru maddelerle inşa edildiği takdirde küresel düzeyde tarihi bir dönüm noktası olacaktır. Ancak IAATW’nin net bir şekilde vurguladığı gibi, şirket lobilerinin yarattığı yasal açık kapılarla dolu, aceleye getirilmiş bir metin işçilere hak getirmekten ziyade güvencesizliği uluslararası hukuk eliyle yasallaştırabilir. Zira “mevcut taslak, uygulama şirketlerinin gerçek niyetlerine boyun eğmekte; şirketleri geleneksel yükümlülüklerden kurtarırken bu yükleri devletlerin ve işçilerin üzerine yıkmaktadır. Taslak, hem tasarımı hem de amacı itibarıyla, şirketlerin sınırlı sorumluluk ilkesinden fiilî sorumsuzluğa doğru evrilmesini hızlandırırken aynı zamanda ILO üyesi ülkelerde formel istihdamdan enformel çalışma biçimlerine geçişi de pekiştirmektedir.”[3]

IAATW’nin tüm dünyaya ve ILO’ya çağrısı nettir. Eğer Haziran 2026’da bir sözleşme yapılacaksa, komite platform tanımlarını bilişim hukukuna uygun olarak (SaaS: Yazılım Hizmeti, IaaS: Altyapı Hizmeti, PaaS: Platform Hizmeti) işçiyi koruyacak şekilde yeniden revizyona açmalıdır. Aksi takdirde süreç ertelenmeli ve işçilerin doğrudan temsil edildiği Kalıcı bir ILO Komitesi kurulmalıdır. Türkiye’deki kurye hareketini de yakından ilgilendiren bu uluslararası gelişmeleri ve Haziran 2026’daki konferans sürecini takip ederek, sahada çalışan işçilerin taleplerini ve hak arama mücadelelerini sayfalarımıza taşımaya devam edeceğiz.

REFERANSLAR VE DİPNOTLAR

  • [1] Kurye Haber (19 Haziran 2025): “ILO’dan Tarihi Adım: Platform İşçileri İçin Bağlayıcı Uluslararası Sözleşme Yolda” (Erişim Linki: https://kuryehaber.com/2025/06/ilodan-tarihi-adim-platform-iscileri-icin-baglayici-uluslararasi-sozlesme-yolda/)
  • [2] ILO (International Labour Organization) Resmi Raporu (2026): Realizing decent work in the platform economy: Draft Convention and Recommendation, International Labour Conference, 114th Session, Report V(4), ILC.114/V(4), Geneva.
  • [3] IAATW (International Alliance of App-based Transport Workers) Deklarasyonu (Nisan 2026): Will the ILO endorse platform work without labour rights? App-based transport workers react to the “Blue Report”.