Platform kapitalizminin özel biçimi: Gig ekonomisi – Ali Alper Alemdar

1089

Platform kapitalizminin emekçiyi ve emek mücadelesini en çok etkileyen biçimi, gig ekonomisidir. Gig, müzik sektöründen gelme bir terim  olup kısa süreli işler anlamına gelmektedir. Gig ekonomisi tam da anlamına uygun olarak, kısa süreli, taban ücret garantisi olmayan ve güvencesiz işlerin dijital platformlar üzerinden yaygınlaştığı iktisadi ilişkileri tanımlar. Entelektüel emekten, el emeğine geniş bir yelpazede birçok gig ekonomisi platformu mevcuttur.

Gig ekonomisini ortaya çıkışına, sadece dijital ekonominin gelişmesi değil, aynı zamanda küresel iktisadi faktörlerin işçi aleyhine gelişmesi de vesile olmuştur. Neoliberal dönem ve özellikle 2008 krizi sonrası güvenceli işlerde azalma ve yüksek işsizlik oranları, insanları yarı zamanlı işlerde çalışmaya itmiş, gig platformlarına olan talebi arttırmıştır.

Peki bu gig platformları nasıl çalışmaktadır?

Platformların işleyişi basittir. İş arayanlar, aradıkları işe göre uygulama indirip, kendilerine hesap açarlar ve aynı uygulamada hizmet arayan müşterilerle eşleşirler. Yani, gig platformları, esasında, emeğini arz edenlerle, hizmeti talep eden müşterilerin birbirleri ile eşleştiği dijital pazarlardır. Elbette bu platformlar sadece arzı ve talebi eşleştiren tarafsız firmalar değildir. Platformlar hem işçiden olabilecek en yüksek performansı ve artı değeri almaya çalışırlar hem de müşterilerinden olabilecek en yüksek seviyede komisyon kesmeye çalışırlar. Gig ekonomisinde işler, parça başı işlerdir ve platform şirketleri genellikle hem işçiden hem de tüketiciden komisyon alarak gelir sağlar. Dolayısıyla, platform şirketleri olabildiğince fazla işçinin kendi platformlarını kullanmasını ister. Böylece, şirketler, tüketicinin seçeneğini arttırarak, tüketiciyi de platforma bağımlı kılmaya çalışır.

Gig platformlarındaki bazı işler mekansal olarak sınırlıdır. Mesela bir Uber sürücüsüyseniz yaşadığınız şehirde çalışırsınız. Aynı şekilde eğer bir bakım hizmeti veren platformda çalışıyorsanız, yaşadığınız şehirde çalışmak durumundasınızdır. Gig platformlarındaki bir diğer iş tarzı da bulut (cloud) üzerinden yapılan işlerdir. Mesela bir grafik tasarımcısıysanız, dünyanın her tarafından iş alabilirsiniz. Fiverr gibi şirketler web tasarımdan, grafik ve logo tasarımına, şarkı bestelemeden son zamanlarda yeni ‘dijital sanat’ olarak lanse edilen NFT tasarımlarına kadar birçok hizmeti, platforma kayıtlı serbest zamanlı çalışanlar (freelancer) üzerinden platform kullanıcılarına (tüketicilerine) sunar. Bu tarz platformlar aynı zamanda, platform üreticilerinin görece iş süreçlerinde özerkliklerinin olduğu platformlardır. Üreticiler parça başı işlerine ücret koymada ‘özgür’dürler. Elbette bu özgürlükleri, platform içerisindeki rekabetle sınırlıdır. Bunun nedeni de platform içi binlerce benzer üreticinin olmasıdır. Platformdaki tüketiciler, almak istedikleri bir hizmet için binlerce farklı üreticiden fiyat alabilirler. Bu da üreticiler arasında rekabete neden olup, üreticilerin hizmetleri fiyatlamadaki özgürlüklerini kısıtlar. Dünyanın neredeyse her yerinden platforma bağlanan üreticiler, platformlar üzerinden, küresel bir emek gücünü ve dijital proletaryayı oluşturur.

Mekansal olarak sınırlı gig platformunun en meşhur örneği Uber’dir. Ülkemizde de bir ara faaliyet gösteren, daha sonra taksi lobisinin, iktidarı zorlaması ile faaliyetlerini durduran Uber, 2021 yılı içerisinde dünya genelinde 5 milyona yakın sürücüyü ve kuryeyi platformunda çalıştıran ve yaklaşık 100 milyon aktif kullanıcısı olan bir gig platformu devidir. Kendisini teknoloji şirketi olarak tanımlayan Uber, taksi, kurye ve kargo alanlarında faaliyet yürütmektedir. Uber’de taksiciler, kuryeler ve kargocular, resmi olarak işçi statüsünde sayılmaz. Her ne kadar bu durum Uber çalışanlarının dünya çapında verdikleri mücadele ile değişmekte olsa da çoğunlukla Uber çalışanları serbest zamanlı iş ortakları ya da Türkiye’deki adı ile söyleyecek olursak, esnaf kurye sayılırlar. Uber toplam hizmetinin fiyatı üzerinden belli oranda komisyon alır. Diyelim ki, Uber sürücüsü, müşterisini A noktasından B noktasına taşıdı ve bu taşıma hizmetinin bedeli 100 TL tuttu. Uber, bu ücretten yaklaşık 35 ya da 45 TL kadarını komisyon olarak kendine alır. Uber’in gelirleri bu komisyonlardan gelir. Görüldüğü üzere Uber sürücülerine garanti bir ödeme yapmaz. Parça başı işe göre ödeme yapar. Parça başı ödeme şekli ve işçilerin yasal olarak işçi sayılmaması Uber’in kârlılığı için elzemdir. Keza bu konu üzerine yapılan çalışmalar göstermektedir ki Uber’de sürücülerin kazandığı ortalama ücret, asgari ücretin altındadır. Dolayısıyla, çalışanların, işçi statüsüne alınması doğrudan Uber’in kârının düşmesine neden olur.Reklam

Fiverr ve birçok gig platformu gibi Uber de çalışanlarına (kendi deyimleriyle partnerlerine) emek süreçlerinde otonomi vadeder. Uber’de çalışanlar, çalışacakları zamanı ve uzunluğu seçmede teorik olarak özgürdürler. Pratikte ise hem makro iktisadi gerçekler, (reel ücretlerin düşüklüğü, işsizlik, borçluluk ve güvencesiz istihdam gibi) hem de Uber’in algoritmik yönetim sistemi ile çalışanlarını sürekli kontrol etmesi bu sözde otonomiyi ortadan kaldırır.

VERİNİN VE ALGORİTMİK YÖNETİMİN, EMEĞİ KONTROLDEKİ ROLÜ

Algoritmik yönetim, platformda yapılan işleri denetlemede olmazsa olmaz bir yöntemdir. Çalışanı kontrol edip, daha fazla çalıştırmak için dizayn edilen algoritmalar, üretim sürecinin başından sonuna kadar bir denetleme ağı kurar. Algoritmik yönetimin nasıl çalıştığını Uber özelinde rahatlıkla açıklayabiliriz. Örneğin, Uber’in sürücüleri, müşterilerin verdiği puanlarda, ortalama bir puanın altına düşmemelidir. Belli bir puanın altına düşüldüğünde, sürücüler, önce tarifesi yüksek işlerden mahrum kalırlar, bu durum devam ettiği takdirde de ceza alma ve platformdan ömür boyu dışlanma cezası ile karşı karşıya kalabilirler. Uber’in bir diğer kontrol mekanizması da, sürücünün, işleri fiyatlarına göre seçmesini engellemesidir. Eğer sürücü fiyata göre müşteri seçmeye kalkarsa, birkaç iş reddinin ardından platformdan kalıcı şekilde uzaklaştırılma cezası alabilir. Bu anlattıklarım Uber’in algoritmik yönetimi, ceza üzerinden, sürücüleri denetlediği ve kontrol ettiği alanı temsil eder. Bu kontrol mekanizmasının bir diğer yanı da Uber’in ödül sistemidir. Tarifeler, özellikle talebin yoğun olduğu, mesai başlangıç ya da bitiş saatleri, etkinlik günleri, hafta sonları veya kötü hava şartlarının olduğu günlerde normalden daha yüksektir. Uber, böyle zamanlarda sürücüleri çalışmaya teşvik etmek için yüksek tarifelerin yanında bonuslar da ekleyebilir. Bunu da, uygulama üzerinden sürekli çalışanlara hatırlatarak, çalışanları psikolojik yönden etkileyeme çalışır. Uber çalışanları arasında belli kıdem farkları vardır. Haftalık belli bir çalışma saatine ve puana ulaşan sürücüler, Uber’de kıdem alırlar.  Burada sürücülerden istenilen, tam mesaili çalışmak ve müşterileri tam anlamıyla memnun etmektir. Dolayısıyla, doğrudan Uber tarafından tam zamanlı çalışmanın teşvik edilip, ödüllendirildiği bir sistem vardır. Yukarıda bahsettiğim çalışanları disipline etme yöntemleri, Uber’in ve benzer platform şirketlerinin veriyi toplama, işleme ve analiz etme gücü ile gerçekleşebilir. Hem gerçek zamanlı hem de daha önceden toplanıp üzerinde çalışılan veriler, Uber gibi şirketlerin çalışanlarını anlık kontrol edebilmesi ve yeni ürünler geliştirebilmesi için son derece önemlidir.

Yazımı gig platformlarındaki işleyiş ve emekçiyi kontrol mekanizmalarını açıkladıktan sonra, son olarak gig platformunun Türkiye üzerindeki olası etkilerini tartışarak bitirmek istiyorum. Gig platformu şirketlerinin Türkiye’deki muadilleri, esnaf kurye modelini uygulayan, Yemeksepeti Banabi, Trendyol Go ve Getir gibi şirketlerdir. Esnaf kurye modeli, Uber ve benzeri gig şirketlerinin uyguladığı modelle aynıdır. İlk bakışta kendi mesai saatlerini belirleyebileceğin ve eforun kadar kazanabileceğin hissiyatı veren bu model, kaçınılmaz olarak kuryelerin daha fazla çalışıp ama daha az kazandığı bir modele dönecektir. Uber ve benzeri platformlarda çalışanların ortalama kazançlarının asgari ücretin altında olduğunu yazımın başında belirtmiştim. Kazançlardaki bu düşüş elbette bir anda olmadı. Sisteme ilk girenlerin yüksek kazanç yaptığı, daha sonra platformda çalışmaya talebin artmasıyla ortalama kazançların hızla aşağıya doğru gittiğini gördük. Esnaf kurye modeli de benzer bir süreç yaşayacaktır. Esnaf kurye modeli, asgari ücretin çok yetersiz olduğu ve asgari ücret mücadelesinin hayati önem kazandığı bu dönemde, sermayenin asgari ücreti dahi ortadan kaldırarak, maliyetleri düşürme stratejisine işaret eder. Dolayısıyla, Türkiye’de emek hareketi bu yeni gelen tehlikeye karşı teorik ve pratik donanıma sahip olmalı, şimdiden mücadelenin yollarını aramalıdır.


Kaynak: https://www.evrensel.net