İpteki Cambazdan Sosyal Medya Fenomenine: Kuryeliğin Sanattaki Yeni Özneliği
“Cambaza bak” dediler, biz kuryeye baktık. 2026’nın bu ilk dosyasında; kuryeliğin dijital illüzyonlar, mekânsal dışlanma ve sanatta bir “özne” olma hikâyesini inceliyoruz.
Cambaza bak cambaza, nasıl da yürüyor ipte?
Neden böyle unutkan ve garip kitle?
Hedef şaşırtmak, algıyı yönlendirmek ve dikkat dağıtmak anlamlarına gelen bir deyimdir “cambaza bak”. Deyimin hikâyesi eskilere dayanmaktadır. Eskiden sokak gösterilerinde cambazlar ip üzerinde akrobatik hareketler yaparken, yankesiciler kalabalığın dikkatini cambaza çekerek ceplerini boşaltırmış. Halk gösterileri merakla izler, eğlenirmiş. Yankesiciler ise, “cambaza bak cambaza” diye feveran edermiş. Halk sürekli yukarıdaki ipe bakar ve dikkatlerini cambaza verirken ceplerinde ne var ne yok birer birer çalınırmış. Paralarının çalındığını ancak gösteri bitip evlerine yollanınca anlayan halk için iş işten çoktan geçermiş.
Platform Kapitalizmi ve Kendi İşinin Patronu Olma İllüzyonu
Dijitalleşmenin her türlü emek alanına yansıdığı kentsel dünyada, kuryenin ip üzerindeki yürüyüşü, aslında platform kapitalizminin yarattığı güvencesizlik ile “kendi işinin patronu olma” illüzyonu arasındaki ince çizgiyi temsil ediyor.
Notadan Kadraja: Kurye Gerçekliği
Cambaza bak söyleminden hareketle, şarkının ismi de tam olarak buradan geliyor. Sevgili yönetmen Oğuzhan Ejderoğlu, şarkı kendisine gönderildiğinde direkt bu söyleme odaklandığını belirtiyor. Şarkı sözlerinde, yer yer deyimin anlam içeriğini de bulmak mümkün. Çağrı Sinci ve Kayra tarafından yazılan sözler, üzerine düşünülmesi gereken pek çok iletiyi içerisinde barındırıyor.
Kalabalık, gürültülüydü, sandım orada karnaval
Işıklıydı ve kumanya dağıtmıştı kaymakam
Neşeliydi tüm insanlar, kalabalıktan biri bağırdı
“Cambaza bak, cambaza bak, nasıl da yürüyor ipte”
“Hem de bayağı temiz yüzlü, düşmemeli bu tiple”
Şarkıda seçilen cambazı bir “kurye” oluşturuyor.
Görüşme teklifimizi kabul eden yönetmen Ejderoğlu, klip fikrinin nasıl temellendiğini açıklıyor:
Kişisel olarak kuryelerle alakalı hep ilgimi çeken bir durum vardı. Kuryeler deyince aklıma ilk gelen şey, kuryelerin sürekli cep telefonuyla olmasıydı. Bu bana çok ilginç geliyordu. Telefonla neden bu kadar çok konuştuklarını merak ediyordum. Aynı zamanda kuryelerin trafikte akrobatik hareketlerle ilerlemeleri de ilgimi çekiyordu. Sosyal medya ile kuryeliği birleştirmek istedim. Bu sadece kuryelerle ilgili bir durum değil. Hizmet sektörüyle de alakalı. Hizmet aldığınız zaman teşekkür etmek zor bir şey değil. Buradan yola çıkarak kuryenin paketi getirmesi, müşteriye teslim etmesi ve müşterinin cevap vermeden, yüzüne bile bakmadan kapıyı kapatmasından yola çıktığımız bir olay örgüsü ile başladık klip çekimine.

Emeğin Yok Sayılması: Bir Paket ve Kapanan Kapılar
Klibin açılışı, motorunu bir apartman önüne park eden kurye ile başlıyor. Turuncu punch oldukça dikkat çekici ve görüldüğü an aslında paketi taşıyan kuryenin platforma bağlı bir işçi olduğunu akla getiriyor. Motordan inip apartmana giren kuryede göze çarpan ilk şey, kuryenin kasksız olması. Kaskını çıkartıp motoruna bırakan kurye, burada hiçbir güvenceye sahip olmayarak siparişi teslim etmeye gidiyor. Ardından kurye merdivenleri çıkıyor. Asansör olup olmadığı klipte net bir şekilde anlaşılmıyor ancak kuryelerin asansörden ziyade merdivenleri kullanmalarının bir zorunluluk olduğu durumların bulunduğu biliniyor. Sitelerde ve apartmanlarda çoğu zaman asansörlere yapıştırılan “kuryeler giremez” şeklinde ibareler yer alıyor. Bu nedenle kuryeler, ellerindeki siparişler ile merdiven çıkmak zorunda kalıyor. Klip yönetmeni de kuryelerin asansör ile olan ilişkisinde benzer ifadeleri dile getiriyor:
“Kuryeler giremez” şeklindeki uyarılara bende denk geliyorum ve bu çok üzücü. Kuryeler giremez ibaresi ilginç bir ibare. Kimse girmek için can atmıyor zaten. Bu yafta, kırıcı bir izlenim veriyor.
Bu durum, kuryenin kente ve hizmet sunduğu mekâna aidiyetini koparan bir tür mekânsal dışlanma pratiğini yaratıyor. İşçi, binanın içine fiziksel olarak girse de sosyal ve insani olarak kapı dışında bırakılarak “mekânsal bir ayrıklaştırma” yaşıyor.
Kurye, siparişi teslim ettikten sonra hiçbir şekilde kendisine teşekkür edilmeden hatta yüzüne bile bakılmadan kapı suratına kapatılıyor. Ve o esnada müzik devreye giriyor. Kurye bu duruma alışık olacak ki yüzündeki mimiklerle bize bu hissi yaşatıyor ve koşarak aşağı inip hemen motoruna oturuyor.
Klibin yönetmeni Oğuzhan Bey, klip içeriği ile alakalı değerli bilgiler veriyor:
Klibin içerisinde teşekkür etmeden paketi alan bir müşteri görüyoruz. Aynı müşterinin kuryeler günü ile ilgili bir paylaşım yaptığı da görülüyor aynı zamanda. Müşteriyi kadın seçmemizin bir önemi yok, ona da açıklık getirmek istiyorum. Kadın ya da erkek fark etmeksizin genel bir müşteri profili çizmek istedik.
Bu sahne, günümüzün ikiyüzlü dijital aktivizmi ile hizmet sektöründeki “duygusal emek” sömürüsü arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor.

Dijital Dünyanın Yeni Cambazları: Fenomenliğin Yapaylığı
Klibin ilerleyen sahnelerinde ana tema yavaş yavaş netleşmeye başlıyor. Kuryemiz motoru farklı şekillerde sürüyor, kavşaklarda dönüyor ve aslında bir nevi sahte bir fenomenliğe doğru yol alıyor. İlk video çekimini ise burada görmüş oluyoruz. Bankta oturan ve kendi halinde takılan bir genç, kuryeyi videoya alıyor. Video sonrasında kurye kaza geçirerek motoruyla beraber yola düşüyor. Hiç kimse hiçbir şey yapmıyor, yardım etmiyor yalnızca herkes video çekiyor ve paylaşımlar sürüyor. Burada kuryenin yardım beklemek yerine bir seyirlik malzemeye dönüşmesi, emeğin ve acının dijital dünyada metalaşarak birer “içerik” haline gelmesini simgeliyor. Klipteki cambaz, kuryemiz. Kaza sonrası kurye, toparlanıp kendine geliyor ve bir köşede oturuyor. Bu esnada bizi bir duvar yazısı karşılıyor, “Boyun Eğme!”. Kurye gülümsüyor. Artık o bir fenomen oluyor ve “cambaz” lakabı ile tanınan bir popülerliğe geçiş yapıyor.
Ejderoğlu, klip içeriği ile eklemeler yapmaya devam ediyor:
– Kuryemiz, motorla ve motorun üzerinde yapılan cambazlıklarla kendini bir fenomen haline getiriyor. Bu yapay bir fenomenlik. Kurye düştüğünde herkes telefonunu çıkartıp yardım etmek yerine onu videoya çekmeye çalışıyor. İğneleme üzerine kurulu bir iş yapmak istedik. Kurye bir metafordu. Anlatmak istediğimiz şey, ilişkilerin sosyal medya üzerinden ilerlemesi ve kuryenin de bu galeyana kapılmasıydı. Klibin başında paketi bıraktıktan sonra kuryenin sosyal medyaya bakması hafızamda çok net bir fotoğraftı. Kuryeler paketi bırakıp motorun üstüne oturdukları an, ellerine telefonlarını alıp hemen kaydırmaya başlıyorlar. Senaryoyu buradan ilerletmek istedik.
Platform Kapitalizmi ve Kazanç Algısı
Klibin başrolü olan kuryeyi, bir motor bakım merkezinde elinde telefon ile otururken görüyoruz. Burada molada olduğunu düşünüyoruz ve bulunduğu yeri teyit etmek adına konuyla alakalı sorumuzu yönetmenimize soruyoruz ve aldığımız cevap sonrası merakımızı gideriyoruz:
Kuryenin olduğu motor bakım merkezi, hayal ettiğimiz bir şeydi. Bir kurye boş zamanlarında nerede vakit geçirir diye düşündük. Kuryenin en büyük yardımcısı ve can yoldaşı motorudur ve motor tamirhanesinde vakit geçirir, fikri aklımıza geldi. Çekimleri yaparken motor kiralayan galerilerin olduğunu gördük. Kuryeler oradan kısa süreli motor kiralıyorlar. Bunu da yapma nedenleri, motor bozulduğunda emanet bir motor kiralayarak siparişlerine devam edebilmek. Çünkü eğer motoru bakıma götürürlerse zaman kaybedecek ve siparişlerinden olacaklar. Motor tamirhanesinde klibi çekerken motor bakım masraflarının kuryeleri ciddi biçimde zorladığını duyduk. Günde 12 saat çalışan bir motorun arıza yapmaması mümkün değil. Kuryenin günün ortasında motorunun bozulması, tüm işinin o günlük bitmesi demek.
Kuryemiz, paylaşılan videosunun yorumlarını görünce ve bir fenomen haline geldiğini anlayınca, tamirhanede hemen kendisine bir sosyal medya dünyası yaratıyor. Motorunun üzerine “CAMBAZ” harflerini yapıştırıyor ve telefonunun karşısına geçiyor. Motor ile video çekmeye çalışırken telefonu yere düşüyor. Bu sahne de oldukça etkileyici. Uzun saatler çalışıp attıkları paket kadar para kazanan kuryeler, verdikleri emeğin karşılığında yeteri kadar ücret kazanamıyorlar. Telefon düştükten sonra kuryenin yüz ifadelerinden bu durumu çok iyi anlıyoruz.
Görüşmemize devam ederken konu, kuryelerin kazançlarına geliyor. Ejderoğlu büyük bir algının olduğuna parmak basıyor:
– Çok ciddi algı politikası var. Özellikle klipten sonra kuryelerin çok para kazandığına dair dedikoduları fazlasıyla duymaya başladım. Yaptıkları iş güvenlik standartlarının çok ihlal edildiği bir iş. Tehlikeli bir iş, özellikle İstanbul trafiğinde. Kolay bir meslek değil, gecesi, yağmuru vs. çok zor. Kuryelerin çok para kazandığına dair söylentiler de bence platform kapitalizmi ile ilgili. Platform şirketler biraz bu algıyı yaratıyorlar.

Esnaf Kuryelik: Masraflar, Borçlar ve Sosyalleşme Engelleri
Genel olarak kuryelik mesleğine dair kazançlarının iyi olduğu yönünde kalıplaşmış yargılar duyulabiliyor. Kuryelerin çok kazandığına dair mesele, kendi içerisinde çelişkiler barındırıyor. Özellikle esnaf kuryeler, her türlü giderlerini kendileri karşılıyor. Motor bakım masrafından benzine, günlük yemek ihtiyacından bağ-kur primine kadar tüm giderler kuryenin şahsı tarafından ödeniyor. Bu bağlamda “çok kazanıyorlar” algısı, aslında cambazın ipte kalma mücadelesini izletip arka plandaki sistemsel sömürüyü gizleyen modern bir “yankesicilik” yöntemini bize sunuyor.
Klibe geri dönecek olursak, kuryenin artık bir sosyal medya fenomeni olması için gereken tüm materyalleri aldığını görüyoruz. Yavaş yavaş tanınıyor ve insanlar onunla fotoğraf çekinmek istiyor. Kurye kendini yapay bir dünya içerisinde fenomen olarak sosyalleştirmeye çabalıyor. Klip ekseninde odaklanılan en önemli yapı taşlarından birini ise kuryelerin sosyalleşememesi oluşturuyor.
Yönetmen Ejderoğlu klip senaryosunun tam da bu noktadan şekillendiğini belirtiyor:
– Klipte tam olarak anlatılmak istenen şey, kuryenin bir sosyalleşme alanı olmaması. İnsanlarla iletişim kurmak bile bir sosyalleşme alanı ama bunları göremeyince fenomen olmaya çalışmak ve sosyal medyadan medet ummak gibi şeylere kayabiliyoruz. Sadece kuryelikle alakalı değil bu konu, bütün meslek gruplarında bir hizmet aldığınızda, karşılıklı iletişim kurmak çok önemli. Günün sonunda ayağınıza kadar siparişinizi teslim eden bir hizmet bu. Cambaza bak bir metafordu. İnsanlar hayatlarını yaşarken sosyalleşebilirlerse böyle cambazlıklara ve yapaylıklara, pohpohlanmalara ihtiyaç duymayacaklar. Ayağınıza kadar gelen bir hizmet var ve bir teşekkür etmek çok zor değil, tüm amacım buydu aslında.
Kuryelerin uzun çalışma saatleri nedeniyle sosyalleşme imkânları kısıtlı görünebilir. Özellikle bir mekâna ve zamana bağlı kalmadan günün her saatinde ve her anında emek üreten kuryeler için tüm ilişkiler akışkan bir haldedir. Kuryenin en çok iletişimde olduğu kişiler genellikle müşterilerdir. Kuryelerin belirli bir toplanma alanı olmadığından, boş zamanlarında kuryeler bu alanları kendileri belirliyor. Uzun çalışma saatlerinin arasında, kısa molalarda bazı kuryeler denk geldiklerinde sohbetleri akabiliyor. Sürekli telefon üzerinden sipariş bekleyen kuryeler için gün içerisinde sosyalleşmenin en basit aracı ellerinden ayırmadıkları cep telefonları.
Sonuç: Cambaza Değil, Cambazı Oynatanlara Bakmak
Klipte sona doğru gelirken aslında bir nevi başa doğru ilerlemiş oluyoruz. Kuryemiz fenomenlikten sıyrılıp iş kimliğine büründükten sonra, paketi teslim etmek için aynı müşterinin kapısına gidiyor. Kapıyı açan müşteri, iletişim kurmamasının yanı sıra kuryenin yüzüne bile bakmadan paketi alıp kapıyı kapatıyor. Paketi aldıktan sonra sehpanın üzerine koyuyor ve başını hiçbir şekilde telefonundan kaldırmıyor. Paket sehpada, kurye kapıda, müşteri ise telefonda reels kaydırmaya devam ederken klip sonlanıyor.
Klip sohbeti sonrasında yönetmen Oğuzhan Ejderoğlu’na klip süreci boyunca deneyimlediklerinden hareketle, kuryelikle alakalı neler söylemek ister, diye bir soru yöneltiyoruz. Kendisi konuyu her açıdan ele alarak değerlendiriyor:
Kuryelik mesleği ile alakalı çok fazla söylenti ve yorum dolaşıyor, içeriğini bilmeden sürekli konuya dair bir konuşma hâkim. Bence kesinlikle bir standart getirilmesi çok önemli kuryelik alanına. 12 saat hiç durmadan çalışan bir motorun sağlıklı kalması mümkün değil, ne kadar sağlam olursa olsun bunun bir standartı olmalı. Bu çok mağdur edici bir şey, işler aksıyor, sürekli motor bozuluyor. Aynı şekilde çalışma hakları ve sosyal haklara da bir standart getirilmeli.
Klip senaryosu, baştan sona incelendiğinde hem şarkı sözlerinin anlamı, hem de klibin her detayı ayrıntılı düşünülmüş ibareler içeriyor. Kuryelerin telefon ile olan bağının sosyal medya ve sosyal ilişkiler üzerinden aktarılması yalnızca kuryelik mesleğine değil, hizmet sektöründeki tüm işçi ve emekçilere ışık tutuyor. Türkiye’deki sanatsal üretime bakıldığında öznesi “kurye” olan içerik neredeyse göremiyoruz. Çağrı Sinci, Kayra ve Oğuzhan Ejderoğlu tarafından hazırlanan bu sanat eseri, büyük önem taşıyor. Kuryeler bir özne olarak sanatta yer bulmuş oluyor ve şarkının sözleri ile de cambazlara değil cambazı oynatanlara odaklanmak gerektiği vurgulanıyor. Mevzu, sadece ipteki cambazın mahareti değil, onu o yağlı urgan üzerinde yürümeye mahkûm eden sistemsel mekanizmalar, yani “cambazı oynatanlar” oluyor.
Şimal Yanpınar’ın Kurye Haber’deki diğer analiz ve makalelerine ulaşmak için [buraya] tıklayabilirsiniz.
Şimal Yanpınar




