Eski iş, yeni güvencesizlik: Dijital emek platformları – Can Kaya

955

“Yeni” olan ne platform ekonomisi kapsamındaki işler ne de işlerin görülme biçimi… Zira hem bu alandaki işler hem de bu işleri parça başı, çağrı üzerine çalışma veya işi dışarı verme gibi biçimler ile yerine getirme sanayi devrimine kadar tarihlenebilir. Yeni olan, yeni bir işçileştirme dalgası içerisinde ortaya çıkan istihdam biçimlerinin kendisidir. Şirketlere herhangi bir yerdeki emek gücünü ücretsiz ve çalışmaya hazır olarak elinin altında tutma olanağı sağlayan, ihtiyaç halinde on dakikalığına istihdam edip ardından kapının önüne koymasına izin veren; işverene hiçbir sorumluluk yüklemediği gibi işçiyi her türlü sosyal güvenceden yoksun bırakan yeni bir tür güvencesizlik, platform ekonomileri sayesinde günbegün yeniden üretiliyor.

Son yirmi yıldır hayatlarımızı neredeyse her yönden kuşatan yeni bir fenomen ile karşı karşıyayız: platform ekonomileri. Dijitalleşmenin emek alanına yönelik en kapsamlı dönüşümlerinden birinin faili olan platformlar, bir yandan mal ve hizmetlere erişimi muazzam kolaylaştırırken, diğer yandan yeni bir işçileştirme sürecini ve emeğin en güvencesiz formlarını üretiyor.

Kullanıcı sayıları, işçileri ve ciroları her geçen gün daha da artan dijital platformlar çeşitlilik bakımından oldukça zenginler. Bu yazıya dair ilk planlamaları yaptığımız Zoom’dan, bu satırlara erişmenizin muhtemel kaynakları olan Facebook ve Twitter’a ve hatta sendika.org’un bağımsız yayın çizgisini sürdürmek için dayanışma kampanyası yürüttüğü Patreon’a kadar bir dizi platformu yine bu mecralar içinde sayabiliriz; lakin asıl niyetim emek ile platform ekonomilerinin kesişim noktasını, yani dijital emek platformlarını ve hızla işçileşen ancak işçi olduğu kabul edilmeyen milyonların muhatap olduğu sömürü koşullarını tartışmak.

“Yeni” olan ne platform ekonomisi kapsamındaki işler ne de işlerin görülme biçimi… Zira hem platformların kapsamındaki işler hem de bu işleri parça başı, çağrı üzerine ya da taşeron çalışma veya işi dışarı verme gibi biçimler ile yerine getirme sanayi devrimine kadar tarihlenebilir. Yeni olan, yeni bir işçileştirme dalgası içerisinde ortaya çıkan istihdam biçimlerinin kendisidir. Şirketlere herhangi bir yerdeki emek gücünü ücretsiz ve çalışmaya hazır olarak elinin altında tutma olanağı sağlayan, ihtiyaç halinde on dakikalığına istihdam edip ardından kapının önüne koymasına izin veren; işverene hiçbir sorumluluk yüklemediği gibi işçiyi her türlü sosyal güvenceden yoksun bırakan yeni bir tür güvencesizlik, platform ekonomileri sayesinde günbegün yeniden üretiliyor.[1]1

Platformların sebep olduğu dönüşüme 1980’lerden beri süregelen işçileştirme dalgası içindeki konumlarına bakarak başlayabiliriz. Platformların emek süreçleri genel olarak istihdam ettikleri işçiler ve onların çalışma koşulları üzerinden tartışılır. Ancak bunun öncesinde platformların büyük bir kitleyi işçileştirdiğini; arabası olan kişiyi taksici, evi olanı ise konaklama sektörü çalışanı haline getirdiğini belirtmemiz gerek. Bu süreç, kapitalizmin bildiğimiz anlamdaki işçileştirme sürecinden de ciddi farklılıklar arz ediyor. Geçmiş dönemlerde küçük mülkiyet sahibi olması ya da zanaatına tutunabilmesi sayesinde işçileşmekten kaçınabilenler, artık platformlar eliyle işçileştiriliyor. Kitleleri “mülksüzleştirerek” işçileştirmesiyle bilinen kapitalizmin bir döneminin aksine bu dalga, küçük mülkiyet sahiplerini “mülkünü de içererek” işçi sınıfına doğru çözüyor; evi, arabası, bilgisayarı olan insanlar yeni bir işçileşme sürecine dahil oluyor. Bu başka bir yazının konusu olsa da kapsamının oldukça geniş olduğunu; sözgelimi yemek dağıtım platformlarına çalışan restoranları (aşçısıyla, servis elemanıyla ve hatta bir nebze sahibiyle) dahi kapsayacak bir noktaya evrildiğini not edelim.

Platform ekonomilerini kavramak

Dijital emek platformları -teoride- talep ile arzı, yani müşteri ile hizmet vericiyi bir servis sağlayıcı platform aracılığıyla bir araya getirir; yani işin verilmesine aracılık eder. Konaklama, yemek siparişi, taksi çağırma, temizlik, web site kurulumu, tasarım, belge çevirileri gibi aklımıza gelen her türlü iş, platformların çalışma kapsamı içinde. Platformlar bu işlerin görülmesindeki “salt aracı” konumu sebebiyle işe aracılık ederken kullandığı işçileri “kendi nam hesabına çalışan” (bazı yerlerde serbest çalışan ya da bağımsız yüklenici) olarak kabul eder.

Bu platformlar, işin verilmesine olduğu kadar, onun dış kaynak kullanımı ya da alt işverenlik yoluyla görülmesine de aracılık ediyor. Şirketler bu sayede dünyanın her yerinden işçileri istihdam edebiliyor, işi çok daha hızlı ve ucuz bir şekilde gördürebiliyor. Kuzey’deki pek çok iş Güney’e havale ediliyor; İngiltere’deki bir mağazanın katalogları Sahraaltı Afrika ülkelerinde tasarlanırken Alman start-up’larının uygulamaları parça parça Hindistan’da kodlanıyor. Bangladeş’te üretilen bir ayakkabı ayağımıza gelmek için Amazon depolarında beklerken Facebook ve Google’ın içerik denetimlerini Filipinler’deki 100 bin işçi yapıyor.

Platform ekonomilerine ilişkin pek çok sınıflandırma/haritalama çabası olmakla birlikte, ILO’nun, “işin verilmesine aracılık eden” platformları diğerlerinden ayıran sistematiği, emek alanında daha derin çalışmalar yapılmasına imkân sağlıyor. Bu sayede dijital emek platformlarına daha yakından bakabilir, bu alandaki güvencesizliği ve çalışma koşullarını analiz edebilir ve bunu bir adım öteye taşımaya niyetli olan emek örgütlerine elverişli bir zemin yaratabiliriz.

Dijital emek platformları kabaca iki başlık altında incelenebilir (ILO, 2021:105). İnternet tabanlı çevrimiçi platformlar, görevlerin ya da işlerin çevrimiçi olarak uzaktan görüldüğü çeviri, tasarım, kodlama, veri analizi ve ses kaydı deşifresi gibi işlerin yapılabildiği zeminlerdir. Konum tabanlı platformlar ise işin fiziksel bir konumda, bizzat bir çalışan tarafından yapılmasını sağlar; yemek siparişi, taksi, teslimat, ev işleri ve bakım gibi servisleri barındırır. Platformların bu iki türü beceri seviyeleri bakımından farklılıklar barındırsa da işin güvencesizliği hepsinde ortaktır.

Peki bu platformların işçileri kimler? ILO’nun 2017-2020 yılları arasında yüz ülkede ve platform ekonomisi içindeki çeşitli sektörlerde yürüttüğü, yaklaşık 12 bin işçinin katıldığı anketler (2021: 136) bu konudaki en kapsamlı veri setini sunuyor. Kimi sonuçlar internet tabanlı ve konum tabanlı platformlar arasında farklılık gösterse de anketlere göre platform işçileri genelde 35 yaş altı, yüksek eğitimli ve çoğunlukla erkek. Eğitim düzeyi internet tabanlı çevrimiçi platformlarda daha yüksek; işçilerin yaklaşık yüzde 60’ı bir üniversite diplomasına sahip. Ancak bu oran taksi ve teslimat gibi yüksek beceri istemeyen işleri barındıran konum tabanlı platformlarda yüzde 20’lere (azımsanmayacak kadar yüksek olmakla birlikte) düşüyor. Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü platformlar arasında da oldukça yaygın. Kadınlar internet tabanlı platformlarda daha basit görevlerde yoğunlaşırken konum tabanlı platformlarda genellikle bakım ve temizlik alanında istihdam ediliyorlar. Platformların kalabalık işçi gruplarından birini ise göçmenler oluşturuyor. Göçmenler taksi ve teslimat gibi alanlarda yoğunlaşıyorlar.

Uber şoförleri: SSK’li değil, Bağkur’lu!

Platform ekonomilerinin, dolayısıyla platform işçilerinin güvencesizliğinin merkezinde “serbest meslek erbabı” olarak sınıflandırmaları yatıyor. Bu durum platform ekonomilerinin mevcut işleri daha güvencesiz biçimlerde yeniden üretebilme kapasitesinin de kaynağı ve tam da bu yüzden platformlar için oldukça merkezi.

İşçilerin serbest meslek sahibi, bağımsız yüklenici ya da serbest çalışan olarak sınıflandırılması, bir yandan işverenleri sosyal güvenlik ödemelerinden ve çeşitli vergi kalemlerinden kurtarıyor; diğer yandan işçilerin asgari ücret, hafta sonu tatili, yıllık izin ya da hastalık izni, sağlık sigortası, işsizlik maaşı ve emeklilik gibi işçi olmaktan kaynaklanan kimi haklara ulaşmasını engelliyor. Öte yandan işçiler, bu yanlış sınıflandırma nedeniyle işbaşında oldukları halde sipariş beklerken boşta geçen süreler için ücret alamıyor. İşçilerin toplu pazarlık hakları da yine bu sınıflandırma ile gasp ediliyor. Şirketler “bağımsız yükleniciler” ile olan anlaşmalarını istedikleri zaman sonlandırabiliyor.

“İstediğin zaman, istediğin yerde, istediğin kadar çalış” sloganıyla pazarlanan bu sahte özgürlüğün en popüler örneği Uber. Yaklaşık 5 milyon sürücüyü bünyesinde barındıran şirket, işçilerini bağımsız yüklenici statüsünde, “sürücü ortağı” olarak sınıflandırıyor (Uber, 2020). Şoförlerin kendi araçlarını kendileri sağlamaları gerektiği gibi, kendi sosyal güvenlik ödemelerini yapmaları ve güvenlik önlemlerini almaları bekleniyor.

Uber gibi konum tabanlı platformlarda çalışan işçilerin en büyük problemlerinden biri boşta geçen zaman ve yeterli iş yokluğu. Avrupa Taşımacılık İşçileri Federasyonu (ETF), işçilerin önemli bir süreyi paket ya da yolcu bekleyerek geçirdiklerini belirtiyor (2021:6). Bir ILO raporuna göre bir hafta içinde ortalama 24,8 saat çalışan işçiler, bu sürenin yaklaşık üçte biri için ödeme alamıyor (2018: 6). Yine ILO’nun daha önce değindiğim anketinde yemek teslimat işçilerinin yaklaşık onda yedisi, freelance çalışanların ise onda dokuzu daha fazla sipariş almak istediklerini belirtiyor (2021:149, 152).

Çeşitli ülkelerdeki platformları belli kriterlere göre değerlendiren ve puanlayan bir kuruluş olan Fairwork, geçtiğimiz günlerde açıkladığı İngiltere raporunda ülkenin en büyük 11 platformu arasında yalnızca ikisinin işçilerinin asgari ücret düzeyinde bir gelire erişebildiğini belirtmiş (2021: 14). Ücretler bu denli düşük olmasına rağmen yemek teslimatı yapan işçilerin yüzde 86’sının, taksi şoförlerinin yüzde 76’sının ve freelance çalışanların yüzde 59’unun ana gelir kaynağı bu iş (ILO, 2021: 154, 158); yani ek gelir amacıyla platform işi yapan işçiler azınlıkta.

Ücretlerin düşük olması işçileri daha fazla çalışma yönünde baskılıyor. Taksiciler ve teslimat işi yapanlar daha uzun saatler araç kullanmak zorunda kaldıklarından kaza riski artıyor, freelance çalışanlar bilgisayar başında daha çok zaman geçiriyor. Puanlama sistemi bu hız baskısını daha da artırıyor, insanlar yarım saat içinde pizza yiyebilsin diye kuryeler birbiri ardına hayatını kaybediyor.

İşçi başına düşen sipariş sayısı hâlihazırda düşükken COVID-19 etkisiyle bu ortalama daha da düştü. Bu süreçte işlerini kaybedenler sisteme girişin oldukça kolay olduğu platform ekonomilerine yöneldi; hem internet tabanlı çevrimiçi platformların hem de konum tabanlı platformların işçi sayıları arttı ve işçi başına düşen siparişle birlikte işçilerin gelirleri düştü (ILO, 2021: 51).

Konum tabanlı platformların çalışanları ve bu alanda örgütlenen sendikaların sahte serbest meslek sınıflandırmasına dair farklı ülkelerde açtıkları davalar, tek bir emsal oluşturma yönünde ilerliyor. Hollanda, İsviçre, İspanya, İngiltere ve Avustralya gibi ülkeler ile ABD’nin bazı eyaletlerinde açılan davalarda işçileri yanlış sınıflandıran platformlar mahkûm edildi. Buna rağmen platformlar henüz “işçi” statüsünü kabul etmiş değiller; ikisinin arasında, asgari bir ücreti içeren ancak pek çok işçilik hakkını dışarıda bırakan üçüncü bir kategorinin pazarlığını yapıyorlar.

Yemek teslimat tekelleri: Almanya örneği

Dijital platformların başarı şansları ana akım yazında “ağ etkisi”ne bağlı olarak açıklanır. Platformlar olabildiğince çok kullanıcıyı kendilerine çekerek bir ağ etkisi yaratmaya çalışırlar. Bir platformun kullanıcı sayısı ne kadar fazlaysa, platform herkes için o kadar değerli hale gelir (Srnicek, 2017: 31). Örneğin restoranlar daha fazla kullanıcısı olan platformlarla çalışır, kullanıcılar da daha fazla restoranın bulunduğu platformu kullanır. Bu etki bir müddet sonra pazara yeni platformların girişlerini engellemeye başlar.

Aslına bakarsak “ağ etkisi” terimi, kapitalizmin tekelleşme eğiliminin platform ekonomisine tercümesidir. Tekelleşme, 19. yy. kapitalizminde olduğu gibi dijital platformlar arasında da yeni aktörlerin (çoğunlukla start-up’lar) dev şirketler tarafından avlanmasıyla, birleşmeler, satın almalar ya da iflas ettirmeler yoluyla başlarken piyasa hâkimiyeti sağlandığı andan itibaren ise algoritmik yönetim yoluyla fiyat belirleme, platformların “hammaddesi” olan veri erişimini engelleme, işgücünü kontrol etme ve piyasaya girişlere bariyerler koyma gibi platformlara özgü metotlarla sürer. Bunları müşteri/restoran komisyonlarının yükseltilmesi, restoranlar ile bağlayıcı anlaşmalar, kuryelere dönük ayrımcılıklar, keyfi ücret kesintileri, kontrat iptalleri ve sendika düşmanlığı takip eder. Bugün Alman yemek teslimat piyasasını (birkaç küçük start-up’ı saymazsak) tek başına işleten TakeAway’in büyüme serüvenini özetleyen temel dinamik budur.

Alman yemek teslimat piyasası, başlangıçtaki çeşitliliğine karşın birkaç yıl öncesinde üç uluslararası platform tarafından işletiliyordu: Hollandalı TakeAway, Alman Delivery Hero ve İngiliz Deliveroo. Bu üç büyük uluslararası tekelin Almanya’daki küçük start-up’ları yutarak başlayan tekelleşme süreci, bir müddet sonra kendi aralarındaki acımasız bir rekabete dönüştü. Birkaç yıl içinde piyasadaki tüm küçük firmaları topladılar, tüm Alman piyasasını üç büyük uluslararası tekel olarak işletmeye başladılar. 2018 yılında Delivery Hero’nun pazar payı yüzde 41 iken, TakeAway destekli Lieferando pazarın yüzde 42’sine, Deliveroo ise yüzde 5’ine sahipti (Wijngaarde, 2018).

2019 Alman piyasasının tüm kompozisyonunun değiştiği yıl oldu. Delivery Hero, bir Alman markası olmasına karşın Almanya’daki tüm operasyonlarını 930 milyon avro karşılığında TakeAway’e sattı (TakeAway, 2020). Bu dev genişleme karşısında tutunamayan Deliveroo ise Almanya’dan çekildi. Böylece başlangıçta Almanya sokaklarını (arkasında barındırdığı tüm sömürüye rağmen) sırtlarındaki rengarenk ceketlerle gezen bisikletli kuryeler tek bir renge, turuncuya teslim oldu.

Tekelleşmenin gücüyle beraber TakeAway’in 2019 yılındaki brüt geliri yüzde 145 artarak 210,9 milyon avroya ulaştı (TakeAway, 2020: 53). Tekelleşmenin boyutu Google arama eğilimlerine de yansıdı. 2015 yılında TakeAway-Lieferando’nun web sorgu oranı diğer firmalar arasında yüzde 40’tı, 2019’a kadar en fazla yüzde 60’a çıkabildi; piyasadaki tek aktör olmasının ardından da %100’e fırladı (TakeAway, 2020b: 15).

Alman piyasasının hâkimi olmasıyla birlikte TakeAway’in restoranlardan aldığı komisyon da yükseldi. Platformun 2019 yılında restoranlardan aldığı komisyon artışı önceki yılların üzerinde oldu ve komisyon gelirleri bir önceki yıla göre yüzde 76 arttı (2020: 54).

Delivery Hero benzer bir alışverişi 2016’da Danimarkalı Just Eat firması ile yapmış, İngiltere operasyonlarını 300 milyon dolar karşılığında satmıştı (Delivery Hero 2016).

Uluslararası tekeller birbiri ile rekabet etmektense piyasayı kendi aralarında paylaşıyor; başlangıçta sokaklar arasında çekilen çizgiler sermayenin yoğunlaşmasıyla birlikte şehirlere, ülkelere hatta kıtalara yayılıyor. Nitekim Delivery Hero, Almanya’dan çekildikten sonra Asya, Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgelerindeki yatırımlarına ağırlık vermiş, 2020’nin ilk yarısında Asya’daki gelirlerini geçen yıla göre yüzde 221,7 artırarak 481,5 milyon avroya yükseltmiş, COVID-19’un olumsuz etkilerinden yakındığı 2019 Yıllık Raporu’nda ise Ortadoğu ve Kuzey Afrika pazarındaki yüzde 19,4’lük gelir artışını beğenmemiş (Delivery Hero, 2020:8).

Türkiye de bu tekelleşme eğiliminden uzak değil. Ülkenin en büyük yemek teslimat platformu, pek çok küçük firmayı zaten yutmuş durumda. Ancak Avrupa’daki örneklerinden farklı olarak Türkiye’de yemek teslimatı piyasası daha çok restoranlar üzerinden gelişti. Kuryeler doğrudan -çoğu küçük işletme olan- restoranlarla, kaba bir işbölümü içinde, çoğunlukla tek başına, atomize ve informel biçimlerde çalışıyordu (Özdemir, 2017) ve göçmen işçilik oldukça yaygındı. İstihdamın bu biçiminde hak arama kanallarının önünde ciddi engeller vardı ve işçilerin pek çoğu sınıftan ziyade din, kültür ve hemşehrilik gibi ilişkiler ile çevriliydi.

Alman yemek teslimat tekeli Delivery Hero’nun 2015 yılında YemekSepeti’ni satın almasıyla piyasadaki tekelleşme başka bir faza geçti. YemekSepeti’nin Vale ve BanaBi isimleri altında kendi teslimat filosunu kurması, kuryelerin küçük restoranlardaki ilkel istihdam ilişkilerini dönüşüme uğrattı; önceden binlerce farklı restoranda tek tek çalışan kuryeler, uluslararası bir teslimat tekelinin büyük depolarında beraber çalışan işçilere dönüştü.

Platformları örgütlemek

Platform ekonomilerinin kapsamı her geçen gün genişliyor, her geçen gün daha fazla iş alanı platformların konusu haline geliyor; buna paralel olarak işçilerin sayısı artarken işçilerin sorunları da örgütlenmeleri de daha görünür hale geliyor.

İşçilerin talep ve eylem biçimleri, gelişmişlik düzeyine bağlı olarak bölgesel farklılıklar gösterdiği gibi, alandaki sendikaların/örgütlerin türlerine ve mücadele geleneklerine göre de değişiyor.

Leeds İndeksi, platform işçilerinin dünyanın dört bir yanındaki eylemlerini derliyor. Bu eylemlerin tarih, yer, sebep, talep ve özne gibi özelliklerini de kapsayan İndeks, alandaki en kapsamlı veri seti.

İndeks’e göre işçi eylemlerinin ana nedeni “ücret” konusu (Joyce, 2020). Dünyanın her noktasında ortak bir talep olan ücret artışını gelişmiş kuzey ülkelerinde istihdam biçimi izlerken görece geri ekonomilerde bu talep öne çıkmıyor. Zira Avrupa, Kuzey Amerika ya da Avustralya gibi ülkelerde platform işçilerinin “serbest meslek” statüsünden “işçi” statüsüne geçirilmeleri, işçi olmaktan kaynaklı pek çok avantajı ve kalıcı bir istihdamı kazanmaları anlamına gelirken Güney Amerika ya da Asya’da işçilerin faydalanabileceği güçlü sosyal düzenlemeler büyük oranda bulunmuyor. Sahte serbest meslek sınıflandırmasına karşı verilen mücadele genelde yasal düzlemde yürütülüyor; dolayısıyla işçiler hukuki mücadeleyi bilen ve avukatları olan “ana akım sendikaları” tercih ediyor. Kuzey Amerika’daki mücadelelerin yüzde 60’ı açılan davalardan oluşurken, bu mücadelenin özneleri de doğal olarak ana akım sendikalar oluyor (Bessa vd. 2020).

Ancak kuzey-güney fark etmeksizin en önemli talebin “ücret artışı” olduğunu yinelemek ve bu alanda mücadele yürüten öznelerin sendikalardan ziyade resmi olmayan işçi gruplarından oluştuğunu, üstelik sendikalar ile kayda değer bir işbirliğine gitmediklerini de belirtmek gerek (Joyce, 2020).

“Küresel Güney”de ücret talebi diğer taleplerden açık ara üstün. Mücadele hukuki alandan ziyade sokakta yürüyor. Asya ve Güney Amerika’da mücadelelerin başını resmi olmayan işçi grupları çekiyor; en önemli eylem biçimleri ise grev, çevrimdışı olma ve yürüyüşler (Bessa vd. 2020). Güney Amerika’da göze çarpan bir taban sendikaları yoğunluğu olsa da platform işçilerinin asıl gövdesi çeşitli işçi grupları ile birlikte yürüyor. Tabandan gelen inisiyatifler ana akım sendikalara göre fiili mücadelelere daha açık; dolayısıyla ücret gibi konularda işçiler sendikal çekincelere sıkışmaktansa doğrudan eylemi tercih ediyor.

Latin Amerikalı işçilerin ücretten sonra gelen en önemli talebi işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınması. COVID-19 kaynaklı vaka ve günlük ölüm sayılarının oldukça yüksek olduğu Latin Amerika’da işçiler, bir dizi ülkede art arda gelen ücret düşürme kararları karşısında platform ekonomisinin ilk kıta çapındaki grevini örgütledi. Farklı ülkelerdeki farklı platformları hedef alan grev, 1 Temmuz 2020’de Brezilya, Arjantin, Ekvador, Şili ve Meksika’da ücret artışı ve işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınması talebiyle düzenlendi (Abs vd. 2020).

İtalyan yemek teslimat işçilerinin Delivery Hero’nun sahibi olduğu Foodora’ya karşı örgütlediği grev ise dikkate değer bir diğer örnek. Taban örgütlenmesine dayalı küçük bir sendika olan SI-COBAS’ın Torino’da ücret artışı ve işçi statüsünün kabul edilmesi talebiyle örgütlediği süreç hem restoranları hem de müşterileri taraf edebilmişti (Tassinari ve Maccarrone, 2017). İşçilerin greve çıktıkları gün yüksek komisyonlardan muzdarip restoranlar çevrimdışı oldu, müşteriler de uygulamayı boykot etti.

Platform işçilerini örgütleme konusunda en ciddi problem somut bir işyerinin, dolayısıyla da kolektif bilincin eksik olması. Bu işçilerin toplu şekilde bulunacağı bir işyerleri olmasa da tüm işçilerin aynı anda bulundukları ortak bir alan mevcut: çevrimiçi sosyal platformlar! Uzun bekleme süreleri bu alanı örgütlemek için uygun mücadele araçlarıyla doldurulabilecek bir alan olabilir. Ortak çıkar bilinci ve işyeri ruhu “çevrimiçi” olarak sağlanabilir.

Bunun yanında akılda tutulması gereken bir diğer olgu platformların uluslararası birer tekel olduğu. Sendikaların ulusal sınırları verilmesi gereken mücadeleyi sınırlayabilir. Platform işçilerinin dünyanın dört bir yanında yükselen mücadelelerine kulak kabartmak, bir başka ülkedeki mücadeleye kendi ülkemizden omuz vermek ve bir başkasının omzunu hiç çekinmeden dayanışmaya çağırmak mümkün; mümkün olduğu kadar elzem.

Dünya çapında bir mücadele deneyimi düşe kalka birikiyor. Birbirinden uzak olsalar da aynı kaderi paylaşan platform işçilerinin dertleri, talepleri ve eylemleri Türkiye’deki sendikalara yol gösterebilir; sendikalar bu deneyimler ışığında sınıfının bu yeni güvencesiz kesimini örgütlemek için kendi stratejilerini oluşturabilirler.

Kaynakça

Abs, D. vd. (2020) ‘‘Just because you don’t see your boss, doesn’t mean you don’t have a boss’: Covid-19 and Gig Worker Strikes across Latin America’, International Union Rights, 27(3), ss. 20-21, 28.

Bessa, I. vd. (2020) Global Labour Unrest on Platforms: The case of food delivery workers. Elektronik edisyon. Berlin: Friedrich-Ebert-Stiftung. URL: http://library.fes.de/pdf-files/iez/16880.pdf (erişim tarihi: 23 Aralık 2020).

Delivery Hero (2016) Delivery Hero agrees sale of its UK business. URL:  https://www.deliveryhero.com/newsroom/delivery-hero-agrees-sale-of-its-uk-business/ (erişim tarihi: 31 Mayıs 2021).

Delivery Hero (2020) Half Year Report. URL: https://ir.deliveryhero.com/download/companies/delivery/Quarterly%20Reports/DE000A2E4K43-Q2-2020-EQ-E-00.pdf (erişim tarihi: 10 Şubat 2021).

ETF (2021) Fair Platform Work. URL: https://www.etf-europe.org/wp-content/uploads/2021/03/ETF-Manifesto-for-Fair-Platform-Work.pdf (erişim tarihi: 30 Mart 2021).

Fairwork (2021) Fairwork UK Ratings 2021: Labour Standards in the Gig Economy. URL: https://fair.work/wp-content/uploads/sites/131/2021/05/Fairwork-UK-Report-2021.pdf (erişim tarihi: 25 Mayıs 2021).

ILO (2018) Decent Work in the Platform Economy. URL: https://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—dgreports/—ddg_p/documents/publication/wcms_728139.pdf (erişim tarihi: 11 Nisan 2021).

ILO (2021) The role of digital labour platforms in transforming the world of work. URL: https://www.ilo.org/global/research/global-reports/weso/2021/WCMS_771749/lang–en/index.htm (erişim tarihi: 3 Nisan 2021)

Joyce, S., Neumann, D., Trappmann, V. ve Umney, C. (2020) A global struggle: worker protest in the platform economy. ETUI, The European Trade Union Institute Policy Brief, European Economic, Employment and Social Policy, N° 2. URL https://www.etui.org/publications/policy-briefs/european-economic-employment-and-social-policy/a-global-struggle-worker-protest-in-the-platform-economy (erişim tarihi: 22 Aralık 2020).

Özdemir, A. (2017) ‘Tüketim toplumunda müşteri memnuniyeti ve çalışanların iş güvenliği: Moto-kuryeler üzerine bir alan araştırması’ Özdemir, M.Ç. (ed.) içinde. Sakarya Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Seçme Yazılar, Sakarya: Sakarya Yayıncılık, ss. 249-268.

Srnicek, N. (2017) Platform Capitalism, Cambridge: Polity Press.

TakeAway (2020) Annual Report 2019. URL: https://www.justeattakeaway.com/investors/annual-reports/ (erişim tarihi: 28 Kasım 2020).

TakeAway (2020b) Company Update – February 2020.

Tassinari, A. ve Maccarrone, V. (2017) ‘The mobilisation of gig economy couriers in Italy: some lessons for the trade union movement’, Transfer: European Review of Labour and Research, 23(3), ss. 353–357.

Uber (2020) 2020 Invertor Presentation. URL: https://s23.q4cdn.com/407969754/files/doc_financials/2019/sr/InvestorPresentation_2020_Feb13.pdf (erişim tarihi: 2 Haziran 2021).

Wijngaarde, Y. (2018) ‘Takeaway.com acquires Delivery Hero Germany: a closer look’. Dealroom. 24 Aralık 2018. URL: https://blog.dealroom.co/after-delivery-hero-takeaway-com-deal-whats-next-in-food-delivery-tech/ (erişim tarihi: 28 Aralık 2020).

[1]1 İfade asıl olarak bir yazılım şirketi olan Crowdflower’ın CEO’suna ait: “İnternetten önce uygun birini bulmak, on dakika oturup sizin için çalışmasını sağlamak ve on dakika sonra onu kovmak gerçekten zor olurdu. Ancak teknoloji sayesinde uygun kişileri gerçekten bulabilir, onlara küçük bir miktar para ödeyebilir ve artık ihtiyacınız olmadığında onlardan kurtulabilirsiniz.” Commonwealth Club of California (2010) Crowdsourcing (3/3/10) URL: https://youtu.be/lxyUaWSblaA?t=391 (06.31)

Kaynak: https://sendika.org