Kontak kapandı, fitil ateşlendi – Erkan Kıdak

959

Türkiye’de 2022 yılı, işçi sınıfının üretim noktasındaki fiili ve meşru mücadelesiyle başladı ve birçok işyerinde eylemler devam ediyor. Bu eylemleri ortaya çıkaran dinamiklerin başında, ücretlilerin ekonomik kriz karşısındaki çaresizliği geliyor. Paranın satın alma gücünün düşmesi, ücretlerin erimesine ve yoksulluğun derinleşmesine yol açıyor. Kendisinin ve ailesinin yaşamını devam ettirebilmek için emek gücünü satmaktan başka çaresi olmayanlar, bu yoksullaşma karşısında dalga dalga eylemler başlatıyor.

Türkiye’deki en büyük e-ticaret şirketlerinden biri olan Trendyol’a bağlı olarak esnaf kurye biçiminde çalışanların eylemleriyle başlayan dalga, ardından diğer sanal platformlara ve kargo şirketlerine bağlı olarak çalışan esnaf kuryelerin eylemleriyle devam etti. Ardından özellikle çorap, metal, maden ve diğer sektörlerdeki işçiler Türkiye’nin birçok kentinde eylemlere başladı. Bu eylemlerdeki temel talepler ise 1989 Bahar Eylemleri’nde olduğu gibi geçim derdiyle ilişkiliydi. Türkiye’de günümüzdeki işçi eylemleri, gerçekten de 1989 Bahar Eylemleri’ni çağrıştırıyor. Elbette istihdamın niteliği, sektörel dağılımı ve benzeri açılardan farklılıklar görülüyor, ancak yine de ortaya çıkış koşulları ve bizlere öğrettikleri açısından büyük benzerlikler taşıyor.

Türkiye’deki ekonomik yapı, şirketlerin büyümesini sağlarken ücretlilere yoksulluk düşüyor. Şirketler ihracat ve benzeri verilerde rekorlar kırıyor, buna karşı artı değeri üreten işçiler enflasyon karşısında eziliyor. Bu tablo karşısında daha adil bir bölüşüm için ayağa kalkan Trendyol kuryeleri, yaptıkları eylemler sonucunda elde ettikleri kazanca yüzde 38 oranında bir zam elde etti. Ancak bu başarı mutlak bir anlama sahip değildir. Zira bu zam oranı, daha yılın ilk ayı tamamlanmadan enflasyon karşısında erimiş durumdadır. Diğer taraftan bugün Türkiye’nin dört bir yanında, hangi sektörde hangi statüde çalışırsa çalışsın tüm emekçilerin zamları, faturalar ve diğer yaşam gereksinimleri karşısında yok olmuştur. İşçi sınıfı bugün ürettiği artı değerin karşılığını alamamaktadır. Buna karşı tek çare ise örgütlenmekten ve talep etmekten geçiyor. Trendyol kuryelerinin bizlere öğrettiği gerçek ise budur! İşçi sınıfı örgütlendiği ve harekete geçtiği zaman elde edemeyeceği bir şey yoktur. Bu mücadele deneyimi, Trendyol kuryelerinin esas kazanımı olarak yorumlanmalıdır. Aynı şekilde diğer sektörlerde ve diğer statülerde istihdam edilenler de bu deneyimi kazanmıştır ve Türkiye işçi sınıfına kazandırmaya devam etmektedir.

‘ESNAF KURYE’ KAVRAMI KONUSUNDA FARKINDALIK OLUŞTU

Teknolojik, sosyolojik, ekonomik, politik ve kültürel gelişmeler, çalışma ilişkilerinde de köklü dönüşümleri beraberinde getiriyor. Fordist birikim rejiminden Postfordist birikim rejime geçiş, tüm bu faktörlere bağlı olarak gerçekleşti. Tıpkı bu geçiş sürecine benzer şekilde, günümüzde dijital teknolojilerin kullanımının artmasına bağlı olarak farklı tür çalışma biçimleri hayatımıza giriyor. Platform tabanlı çalışma ve gig workers gibi istihdam biçimleriyle karşılaşıyoruz. E-ticaret şirketlerine bağlı olarak posta ve kurye hizmeti verenler de bu çalışma biçimleriyle istihdam ediliyorlar. Diğer taraftan kargo taşımacılığı sektöründe de geleneksel işçi-işveren ilişkisinin dışında bir istihdam biçimi söz konusu.

Son günlerde kuryelerin eylemleriyle birlikte “esnaf kurye” kavramına sıklıkla rastlar olduk. Bu kavram, gig workers veya platform çalışanlarının alt başlığı olmamakla birlikte, özellikle e-ticaret şirketlerine bağlı olarak çalışanlar dijital platform tabanlı çalışan olarak nitelendiriliyor. Ancak esnaf kurye kavramı, bu tür bir ekonomik modelin alt başlığı olarak ifade edilemez, yalnızca onunla ilişkilendirilebilir. Esnaf kurye biçiminde istihdama yönelik tartışmalar Türkiye’de oldukça yeni. 2021 yılında TÜMTİS tarafından yayımlanan “Kargo Taşımacılığında Kendi Hesabına Çalışma Aldatmacası: Esnaf Kurye Modeli” başlıklı çalışmamız, son dönemde oldukça ilgi görüyor. Bu ilginin nedeni, kuşkusuz kuryelerin başlattığı yaratıcı eylemler! Bu yazıda da ilgili yayından yola çıkarak esnaf kurye kavramına açıklık getirilmeye çalışılıyor.

Dijital platform şirketleri ve çok uluslu veya ulusal kargo şirketleri kendilerine bağlı çalışan kuryelerin iş sözleşmelerini ortadan kaldırarak onları esnaf kurye haline getirmeye çalışıyor. Diğer taraftan iş ilanlarında da “Aracını al gel”, “Kendi işinin patronu ol” gibi sloganlar kullanılıyor. İş mevzuatının ilkeleri ve normları yok sayılarak kuryeler kendi nam ve hesabına çalışan gibi gösteriliyor. Oysa onlar tamamıyla bu şirketlere bağımlı olarak çalışıyor, iş sözleşmesinin temel unsuru olan bağımlılık unsurunu üzerinde barındırıyor. Kendilerine şirket tarafından tek taraflı olarak düşük zam oranlarının dayatılması, çalışma kuralları açısından şirketlerin prosedürlerinin bağlayıcı olması gibi birçok durum bu bağımlılık ilişkisini açık bir biçimde gösteriyor.

Öte yandan patronluk sözcüğü içi boşaltılarak kullanılıyor. Kelime anlamı olarak “peder/baba” sözcüğüne dayanan patronluk, denetim ve otorite kabiliyetiyle ilişkili bir kavram. Oysa esnaf kurye olarak tabir edilen çalışanlar, iş ve üretim araçları üzerinde hiçbir denetim yetkisine sahip değil, tamamıyla şirketin otoritesi altında çalışıyor. Dolayısıyla “Kendi işinin patronu ol” söylemi de havada kalıyor. Ken Loach bu olguyu “Sorry we missed you/Üzgünüz, size ulaşamadık” isimli filminde büyük bir ustalıkla anlatıyor.

Kuryenin başında yer alan “esnaf” sözcüğü büyük bir aldatmacadan ibaret! Kuryeler, üretim araçları mülkiyetine sahip değil ve bu nedenle de emek gücünü satarak geçimini sağlamak zorunda. İlk bakışta dağıtım yapılan taşıt, üretim aracıymış gibi gösterilebilir. Ancak gerçekte üretim aracı platformun ta kendisi. Üretimi sağlayan en önemli kaynak platform.

Bu çalışma modeliyle şirketler, iş mevzuatını hileli bir şekilde ortadan kaldırıyor. İş mevzuatının işçi çalıştırmaya bağlı olarak kendilerine yüklediği yükümlülükleri üzerinden atmak için bu yöntemi kullanıyorlar. En önemlisi sosyal güvenlik primleri konusunda karşımıza çıkıyor. Anayasa’da herkes sosyal güvenlik hakkına sahip, ancak kuryeler geriye dönük prim borçları nedeniyle sağlık hakkına dahi erişim sağlayamıyor. Şirkete bağlı olarak çalışsalar, prim borcuna bakılmaksızın sosyal güvenliğin tüm edimlerinden yararlanabilecekler. Ancak şirketlerin kâr hırsı, onların bu hakkını elinden alıyor. Vergi, araç giderleri, yakıt giderleri ve benzeri giderler de şirketlerin kurtulduğu diğer gider kalemleri. Bu model sayesinde şirketler sermaye birikim hızında önemli bir ivme kazanıyor.

Esnaf kurye modeliyle istihdamda kuryelerin elinden alınan diğer bir hak da örgütlenme hak ve özgürlüğü. Türkiye’de sendikalaşabilmenin ön koşulu, işçi statüsünde istihdam edilmek. Oysa esnaf kuryeler hileli bir şekilde işçi statüsünün dışında tutulduğu için sendikaya üye olamıyorlar. Bu da diğer sorunların zincirleme olarak yaşanması sonucunu doğuruyor. Sendikal örgütlenmenin mümkün olmadığı koşullarda kuryeler kendilerine dayatılan koşulları kabul etmek durumunda kalıyor. Sendika üyesi olarak hakkını arayamayan kuryelerin tek örgütlenme yolu da fiili ve meşru mücadele yöntemlerinden geçiyor. Bugün yaşanan süreç de buraya doğru eviriliyor.

Türkiye’de karşı karşıya olduğumuz ekonomik kriz, esnaf kurye sistemine yönelik eleştirilerimize kulak asılmasını sağladı. Kuryelerin yaşadığı hak kayıpları görünür oldu ve bugün ortalama bir yurttaş, kuryelerin çalışma ve yaşam koşullarıyla ilgili bilgi edinebildi. Burada en önemli güç ise sosyal medya oldu. Sendikalaşma olanağına erişemeyen geniş kitleler sosyal medya mecralarında fiili olarak örgütlendi.

Yazının başında da belirttiğimiz gibi esas kazanım mücadele deneyimidir ve bugün Türkiye’de birçok sektörde ve birçok şehirde emekçiler bu deneyimi ediniyor. Örgütlenerek sorunların üstüne gidiyor ve en önemlisi sorunların çözümünde örgütlenmenin sahip olduğu anahtar role dikkat çekiyor. Ekonomik veriler öyle gösteriyor ki 2022 yılında daha birçok deneyime tanık olacağız…

*Araştırma Görevlisi, Pamukkale Üniversitesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

Kaynak: https://www.evrensel.net